Cennet…  
Cehennem üzerine kurulmuş sırat ile geçilen gizemli hayat.
Hz. Adem’in yasak ağacın meyvesinden yediği için dünyaya gönderildiği adres.
İçinde bulunan bitki ve ağaçların gölgesiyle kaplanmış yerle gök arası geniş bir meyvelik bahçe.
İman edip salih amel işleyenlerin ebedi alemdeki makamı…
Rablerinin huzuruna suçlu olarak varmaktan korkanların ve nefsini hevasından arındıranların konağı.
Allah’ın rızasını kazananlar için mükafat olarak hazırlanmış hoş bir mekan.
Cennet, bu dünyada yapılan iyiliklerin ahirette Allah tarafından verilen karşılığıdır.
Şamil İslam Ansiklopedisi'ndeki yazısında Durak  Pusmaz böyle anlatıyor Cennet'i..
Müslümanım diyen, Allah'a ve kitabına inanan herkes hak etmek uğruna elinden geleni yapma gayretinde Cennet'i.. 
Cehennem var bir de..
Hani şu Ramazan mübarek günde masum insanların ölüm emrini veren şeytanlar ile bombaları patlatan teröristlerin gideceği adres.
Zalimlerin cayır cayır yanacağı, yanardağ alevlerinin püskürmesine benzeyen ortam..
Aslında orasının nasıl bir yer olduğunu yazmaya gerek yok!
Adı üzerinde Cehennem..
***
EY ARKADAŞ! SEN HANGİSİNE GİTMEK İSTERSİN?
Sen, ben hangisine lâyıkız acaba? 
Hakkımızda hayırlı olan neyse o demek düşüyor bize
Cennet ile Cehennem noktasında..
Yine de yol haritamızı belirlemek galiba biraz bizlere bağlı.
Nasıl mı?
Dediğinizi duyar gibiyim.  
"Bu adam neler anlatacak, ne gibi bir yol gösterecek acaba?" diye meraklandığınızı hissedebiliyorum.
Şimdi sizlere bir hikaye anlatacağım. 
Kendi adıma çok ders aldığım, belleğime kazıdığım öyküdür bu aktaracağım.
Adımın Ramazan olduğu gibi eminim ki; 
Okuyunca geçmişe kısa yolculuk yapacaksın. Yaşadıkların gelecek gözlerinin önüne. 
Yüreğin bir başka ritimle atacak. Beyninde farklı düşünceler oluşacak. 
Belki bir kaç saatliğine çok uzaklara giderek hasaplaşacaksanız. Belki de bundan sonraki hayatına farklı bir yol haritası çizeceksin. 
Tıpkı benim çizdiğim gibi..
Sonrasında sana çok değiştin diyecekler. Varsın desinler!
Önemli olan, değerli olan, kendini en iyi bilen sensin.
O zaman şimdi bunları okuyunca daha da değişeceksin.
Hazırsan başlayalım ey arkadaş!
***
KÖPEKLERİ CEHENNEME ALMIYORLAR!
Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi..
Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar.. 
Adam çok susamıştı... 
Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir görüntünün karşısında buldular... 
Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın..
Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
"Affedersiniz. Burası neresi?"
Kadın ona gülümsedi: 
"Burası Cennet, efendim
Adam bunun üzerine sevinçle 
"Harika!" dedi . 
"Peki bana biraz su verebilir misiniz? Gerçekten çok susadım" diye ekledi.
Kadın cevap verdi: 
"Tabi efendim, içeri girin. İçeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz.."
Böylece adam köpeğine döndü;
"Hadi oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya yürüdü... 
Ama kadın onu birden durdurdu: 
"Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez. Hayvanları içeri almıyoruz..." 
Bunun üzerine adam bir an durdu.. düşündü... ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye devam etti... 
***
YOL ARKADAŞINI SATARSAN, SONUN BELLİ!
Bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı...
Adam sordu:
"Affedersiniz.... bana biraz su verebilir misiniz?" 
Dede "İçeri gel" dedi.  "Kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var."
Adam sordu:
"Peki arkadaşım da benimle gelip oradan su içebilir mi?" 
Dede; "Tabii..." dedi. 
"Çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kap bulacaksın..."
Bunun üzerine adam kapıdan girdi... Biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.. 
Adam çeşmeden köpek de oracıktaki kaptan doya doya içerek susuzluklarını giderdiler.
***
Derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu:
"Su için çok teşekkür ederim. Peki burası neresi..?" 
Dede; "Burası cennet" dedi.
Bunu duyan adam şaşırdı: 
"Ama nasıl olur?..  Az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler."
Dede :
"Şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi.
"Ama orası Cehennem.."
Adam iyice şaşırmıştı: 
"Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz?"
Dede gülümsedi: 
"Kızmıyoruz... Kızmıyoruz.. Çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet'ten uzak tutuyorlar..."
...
***
BAKIYORUM DA KALP ATIŞIN DEĞİŞTİ ARKADAŞ!
Hikayeyi okudun..
Kendini nasıl hissediyorsun.
Kalp atışın değişti, sinirlerine hakim olmakta zorlanıyorsun.
Çünkü, böyle arkadaşlığın çok oldu.
Görünüşe aldandılar, günü kurtarmak için satışa getirdiler seni, yarı yolda yüz üstü bıraktılar.
Sana dost görünüp, yüzüne güldüler. Arkadan film fırıldak çevirdiler.
Gözlerinin önüne geldi hepsi tek tek. 
Sakın ola kızma, öfkelenme. 
Bu senin hatan değil kesinlikle.
Yapabileceğin pek bir şey de yok
Geçmişi geriye getirme imkânın olmadığına göre.. 
Bugüne ve sonrasına bakacaksın.
En önemlisi unutmayacaksın arkadaşla dost arasındaki farkı. 
Örneğin benim için arkadaşla dost arasındaki fark çok basit. 
Arkadaşlarım bu yazımı da "acaba ne yazdı?" diye meraktan okur ama, paylaşmayı asla düşünmez. 
Beni en az benim kadar düşündüğünü bildiğim dostlarım ise, 
Yazdıklarımı okurken belleğine yazar, arkasından dostlarıyla paylaşır.
Paylaşır ki, yeni dostluklara köprü olmak ister.
Biliyorum bazılarınızın içinizi kararttı bu hikaye.
Cennet veya Cehennem diye bir kaygınız yoksa..
Fazla yormayın, üzmeyin, hırpalamayın o zaman kendinizi. 
Adı üzerinde hikaye zaten bu...
....
Günün sözü; 
“Hasetçinin huzuru, çabuk darılanın dostluğu, yalancının ise yiğitliği oImaz."