Sokaklarda oynayan çocuklar görebiliyor musunuz hiç?

Ben bazen top oynayan birkaç çocuk görüyorum, biraz da parkta koşturanlar, hepsi o…

Çünkü çocuklar artık sokaklarda değil, facebook’ta, instagram’da bir araya geliyorlar.

Sokaklar yerine oyun salonlarını tercih ediyorlar.

Futbol maçlarını “üç kornerin bir penaltı” ettiğini bilmeden ekran karşısında oynuyorlar.

Şimdiki çocuklar için bilgisayarlarına yüklenmeyen oyun, oyundan sayılmıyor…

Çocukluğumuzun oyunları birer birer unutuluyor...

Sokaklarımızda “Aç kapıyı bezirgân başı” diye şarkı söyleyerek oynayan çocuklar yok artık.

Telden yapılan arabalar yok.

Beştaş oynayanlar yok…

Komba oynayanlar, istop oynayanlar yok…

Şimdi hangi çocuk uçurtma yapmasını biliyor ki.

Bizler altıgenin ne olduğunu matematik dersinde değil sulandırılmış unla yapıştırdığımız uçurtmaları yaparken öğrendik.

Bizler grup çalışmasını “Hasandağ” oynarken öğrendik…

Bizler stratejiyi “Yağ satarım bal satarım” oynarken öğrendik…

Biz hayatı oyunlarımızdan öğrendik…

Bizim için başarı, sınavlarda en yüksek puanı alarak geride kalanları küçümsemek değil, hangimizin uçurtmasının en yükseğe çıkacağıydı…

Kazanmak için gerekenin birilerini ezmek değil, daha iyisini yapmak olduğunu biz o uçurtmalardan öğrendik…

Şimdiki çocukların tek oyuncakları bilgisayarlar…

Araba yarışı mı?

Çıkma bilye rulmanlarından yaptığımız tahta arabalar bizim ‘Formula 1’ yarış arabalarımızdı.

Dövüş oyunu mu?

Kanlar içinde kafası bacağı kopan bilgisayar oyunları yerine, tahta tabancalarla oynadığımız ve “dışın dışın” efektleriyle süslediğimiz oyunlarımızdı en vahşisi…

Zıpçık oynardık birde…

Unutmuşsunuzdur.

Belirli sayıda zıpçıkları yan yana dizer sıralama atışında en uzağa zıpçığını atan ilk atışı yapardı. Amaç, baş tarafa yakın mümkün ise baş taraftan vurmaktı. Ne kadar baş taraftan vurursanız o kadar zıpçık alırdınız. Böyle durumlar için herkesin “ellik” dediği güzel, iri özel bir zıpçığı olurdu. Genellikle oyun bazı uyanıkların “kapışın” demesiyle sona erer kapışma anında ele geçen zıpçıklar bir nevi ganimet olarak kalırdı.

Tabi bunun birde gazoz kapakları ile yapılan versiyonu da vardı.

Gazoz kapakları da çocukluğumuzun önemli unsurlarından biriydi.

Gazoz kapaklarının o hediye çıkma ümidiyle mantarının kazınmasının verdiği zevki hangi bilgisayar oyunundan alabilirsiniz ki?

Şimdiki çocuklar gazoz kapaklarından ok ucu yapmayı biliyorlar mıdır acaba?

Bir çiviyle ne oyunlar icat ettiğimizi bilseler şaşırmazlar mı?

Bizim oyun alanımız tüm şehirdi, şimdiki çocukların ise küçücük bir ekran

Bizim çocukluğumuzun apayrı bir dünyası vardı, şimdiki çocukların sanal dünyası

Biz çocukluğumuzu yaşayarak büyüdük, şimdikiler ise çocuk olmadan büyüyorlar…

Çocukluğumuzun oyunlarını çocuklarımıza öğretmeliyiz.

Bu oyunları yaşatmalıyız.

Yoksa kaybolan sadece oyunlarımız değil ‘çocukluğumuz’ olacak…