VEFAT YILDÖNÜMÜ YAKLAŞIRKEN
ERBAKAN’DAN ÇARPICI ANILAR..

1960 darbesiyle bu milletin gerçek evlatlarının idam sehpasında ipe çekildiklerini görünce ve ardından 1980 darbesini müteakip ABD eşkıyasının bir kısım paşalarımızı kastederek (bizim çocuklar yine başardılar) kahkasını duyunca anladık ki, onlar bizim değil, ABD nin çocukları imiş.(!)

Osmanlı ecdadımızdan cumhuriyet döneminin son yıllarına kadar her darbe harekâtında, bir kısım paşaların başrolde olmaları ilginçtir. Özellikle İngiltere, Fransa ve cumhuriyet döneminde Amerika ile sıkı fıkı olmuş paşalarımızın darbe geleneğini sürdürerek, milletimizin kıymetli ve kahraman devlet adamlarını harcamaları ve hatta canlarına kıymaları kabul edilecek bir şey değildir. Ama kıydılar.(!)

Eşekçi Ahmet’in oğlu Serasker Hüseyin Avni Paşa, Mithat Paşa, Rüştü Paşa ve Süleyman Paşaların tertibiyle Sultan Abdülaziz katledildi. Sultan Abdülhamid’in hal edilip tahttan indirilmesinde başrolü yine Üç beyinsiz paşanın oynadığını görüyoruz. Talat, Enver ve Cemal paşalar..

Bu adi ve insanlık dışı gelenek, 27 Mayıs 1960 darbesiyle devam ettirildi. Vicdansız ve vatan sevgisinden yoksun bir kısım paşalar Milletimizin bağrından çıkmış Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarını bir cani gibi idam sehpasına götürdüler. 27 Mayıs aşağılık darbe harekâtını 12 Eylül, 12 Mart, 28 Şubat ve 15 Temmuz harekâtları takip etti. Yine ön saflarda hep bir kısım paşaların ve bunların maşası satılmış basın organlarının olması çok manidardır.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan da millet sevginden yoksun bir kısım paşaların ve bunların maşası yalaka basın organlarının gadrine uğramış bir başbakanımızdı. 11 aylık başbakanlığında milletimizin yüzünü güldürmüş ve ülkemizi refaha kavuşturmuştu, ama bir kısım darbeci ve ABD nin kapıkulu paşalar bunu kabul edemediler. Aşağılık ve adi 28 Şubat harekâtıyla ülkemizi korkunç bir kaosa soktular.

Erbakan 29 Ekim 1926 da doğdu, 27 Şubat 2011 de rahmeti rahmana kavuştu. Akıcı ve güzel konuşmalarının yanı sıra nüktedandı, hatırşinastı, vefalıydı, vatan ve millet sevgisiyle dopdoluydu. Bu sebeple Erbakan hocamızın hayatından bazı güzellikleri hem analım hem de hocamıza birer Fatiha gönderelim istedik.

-------Erbakan hocamızın insanların bakışlarından düşüncelerini keşfedebildiğine çoğu kez şahit olmuşuzdur. Bir defasında Edremit Parkında yapılan bir gençlik toplantısında her zaman olduğu gibi ben yine resim çekiyordum. Toplantı sonunda tüm teşkilat üyesi gençler sahneye çıktılar. Erbakan hocamız da ortalarında ben de resim çekiyorum. Fakat içimden de ‘’birisi şu makineyi alsa da ben de hocamın yanında resim çektirsem ‘’diye düşünüyorum. Tam o esnada Erbakan hoca sanki içimi okumuşçasına ‘’Nevzat bey şimdi sen Fotoğraf makinesini bir başka arkadaşa ver ve yanıma gel’’ deyiverdi.

Erbakan hocamız tüm teşkilat mensuplarını olduğu gibi yakınında bulunanları onare etmeyi hiç unutmazdı. Fotoğraf çekiminden sonra da orada bulunanlara dönerek ‘’Arkadaşlar ne zaman Milli Gazetede Edremit körfeziyle alakalı güzel bir fotoğraf çıksa ve fotoğrafın altında çeken kişinin adı yazmasa tüm okuyucu bilir ki, o fotoğrafı Nevzat Özpelitoğlu arkadaşımız çekmiştir’’

PARALELCİLERİN ERBAKAN DÜŞMANLIĞI

Erbakan hoca 28 Şubat sonrası kanunsuz, hukuksuz, vicdansız, yalan ve düzmece delillerle verilen mahkûmiyet kararını almama hakkını kullanırken sistemin kapıkulları da bir an evvel kararı hocaya ulaştırıp mahkûmiyetin başlatılmasına çalışıyorlardı. Her nedense Erbakan hoca yazlığında ziyaretçileriyle toplantılar yaptığı halde mahkûmiyet kararını bir türlü kendisine ulaştıramıyorlardı.

Bir Cuma namazı Öncesi Erbakan hocanın özel koruması Osman Akgün telefonla beni aradı ve Erbakan hocamın görüşeceğini söyledi.

Erbakan hocamla aramızda geçen kısa konuşma şöyle idi; Nevzat bey selâmünaleyküm hayırlı cumalar. Şimdi beni iyi dinle. Sen her zaman olduğu gibi yine Ayvalıburun Camii önünde olacaksın. Bütün basın mensuplarıyla birlikte benim gelişimi bekleyeceksiniz. Fakat ben bu defa Ayvalıburun camiine değil, Altınoluk köy camiine gideceğim bilgin olsun. Bunu ben ve senden başka hiç kimse bilmeyecek.


Biz tüm basın mensuplarıyla birlikte Edremit- Çanakkale yolu üzerinde Erbakan hocamızın Ayvalıburun camiine gelmesini beklerken ezan okundu ve Cuma namazına duruldu. Erbakan hocamız da o günkü Cuma namazını Ayvalıburun camiinde değil, Altınoluk köy camiinde eda etti. Tabii Mahkûmiyet kararı da bir müddet daha tebliğcinin elinde kaldı.

İşin en can alıcı noktası bundan sonra başlıyor. Gençlik yıllarında Akıncı Gençlik teşkilâtı içersinde bulunmuş ve daha sonra Paralel çetenin gazetesinde yazarlık ve Meclis muhabirliği yapmış, Balıkesirli genç bir arkadaşımız Cuma namazından sonra kulağıma eğilerek ‘’Nevzat abi doğru söyle Erbakan hoca bu hafta Cuma namazı kıldı mı? ‘’ deyiverdi.

Bu söz üzerine bir anda kan beynime sıçradı ve ona şöyle dedim ‘’bak M……….. bu soruyu bana İslami yönü olmayan bir gazeteci sorsaydı hiç kızmazdım. Ama sen sorduğun için hem kızıyorum hem de seni ayıplıyorum. Senin hocan yıllardan beri ABD de olduğu halde benim aklımdan bir defa olsun acaba bu hoca Cuma namazı kılıyor mu, kılmıyor mu diye geçmemiştir.

O anda aklıma yıllar öncesi yine bir Cuma sohbeti esnasında Erbakan hocamızın söylediği şu söz geldi. ‘’ Müslüman olmak başka şeydir, Müslüman olduğunu zannetmek başka şeydir. Namazını kılarsın, zekâtını verirsin hacca gidersin ve sonunda gidip Siyonizm’e hizmet edersen bu yaptığın kendini Müslüman zannetmekten başka bir şey değildir, Patates dinine hizmet etmekten başka bir şey değildir. Müslüman şuurlu olacak, ne yaptığını ne konuştuğunu bilecek’’

ERBAKANIN TAYYİP BEYE BAKIŞI

Refah Partisi Genel Merkezinde yapılan bir toplantı öncesinde Erbakan hoca Refah Partisi Genel merkezinde kabul salonunda il başkanlarını birer birer kabul ediyordu. Nihayet sıra İstanbul’a geldi. Tüm İl Başkanlarını salonda oturduğu masasında kabul eden Erbakan hoca, sıra İstanbul’a geldiğinde yerinden kalktı salonun kapısına kadar geldi ve kollarını iki yana açarak "gel bakalım benim 7 ilimin il başkanı Tayip bey’’ diyerek Tayyip Beyi kucakladı ve beraberce içeriye girdiler. Erbakan hoca belki de bu haliyle geleceğin Cumhurbaşkanını işaret ediyordu. (Erbakan hoca İstanbul 7 tepe olduğu için her tepeyi bir il olarak tasvir etmekteydi)

ERBAKAN’IN TEŞKİLAT MENSUPLARIYLA İLİŞKİSİ

31Ocak 2010. yılında annem Hakkın rahmetine kavuştu. Arkadaşlarımız vefat haberini Erbakan hocamıza ulaştırmışlar. Erbakan hocam bizzat kendisi telefonla arayarak hem acımıza ortak oldu ve hem de teşkilat mensuplarına verdiği değeri bir defa daha göstermiş oldu.

Nevzatçığım başın sağ olsun. Sağ ol hocam Allah razı olsun. / Allah nur içinde yatırsın, cennetiyle mükâfatlandırsın. Âmin hocam. / Allah başka elem ve keder vermesin. Âmin hocam. / Allah bütün aile efradınıza başsağlığı versin. Allah’a emanet ol…

ERBAKAN HOCANIN BİR GAZETECİ İLE DİYALOĞU

Erbakan: Sen zeki çocuksun seni severim biliyorsun.

Gazeteci: Sağ olun hocam.

Erbakan: Ama bakıyorum da Siyonizm’in mıknatısı seni de kendine çekmeye başlamış.

Gazeteci: Hocam bir şey sorabilirmiyim?

Erbakan: Tabi buyur.

Gazeteci: Hocam bu Siyonizm’in mıknatısı nasıl bir şeydir ki, ta Amerika’dan, İsrail’den bizi çekebiliyor da sizin mıknatıs bu kadar yakından bizi niye çekemiyor?

Erbakan: Çünkü bizim mıknatıs tahtaları çekmez…

ÜNİVERSİTE YIILIĞINDA ERBAKAN

Necmettin Erbakan toylardandır. Sofudur, dindardır, çalışkandır. Hayatının yarısını namaz, yarısı da projeleri işgal eder. Proje ve raporları saatli maarif takvimi nükteleri gibi geniş ve izahlıdır. Herkesin bir sayfada bitirdiği bir mevzuu o 40 sayfada hülasa eder.

Kendine cıvata nedir diye sorarsanız, size demir filizlerinin naklinden başlar ve o kadar uzun anlatır ki, nihayet namaz vakti gelir ve sonunu dinleyemezsiniz.