BAL BAB-I ALİ SOKAĞININ KÖPEKLERİ...

Azıcık kafamızı dinlendirelim diye sınırları aştık,
Biraz şöyle kafamıza göre bir takılalım dedik,
Keşke aşmaz, demez olaydık.
Hiç rahat bırakmadılar yine bizi.
Sokağın jurnalleri kafamın etini yiyip bitirdi.
"Taha abi! Nerelerdesin.. Yetiş.. Bunlar kurdurdu" diye mesaj üzerine mesaj gönderdi.
Öylesine içten yakarışlar içeriyordu ki, bizim jurnallerin mesajları, dayanamadık tabi.
Apar-topar döndük Bal Bab-i Ali'ye..
Yallarını verip, önlerine kemiklerini attığımız
Kafeslerine kapattığımız,
Kendi dünyalarıyla baş başa bıraktığımız köftehorlar
Balataları sıyırmışlar,
Civataları gevşetmişler,
Zincirleri kırmışlar yine..
Şaşırmadım hiç..
Çünkü
Sahipsiz bırakmaya gelmiyor hiç.
Anında kuduruyorlar.
Başlıyorlar sallamaya ve saldırmaya..
Zaman zaman aşılarını yaptırıyorum
ama..
Hiç bir faydası olmuyor. 
Hayvanlıktan da çıktılar. 
Canavarlaştılar desem, 
Bu köftehorlar kendi kendilerinden de korkuyor.
İçi boş teneke demek daha yerinde. 
Ne et var, ne kemik. 
Ne omurga var, ne yüz-surat.
Hele içlerindeki birkaç havlayan, hırlayan var ki,
Bunlar kafeslerinin yolunu bile şaşırmaya başladı.
Bu itlere daha önce sahiplik yapmış, yal vermiş olanlara sorduğumda bunu;  
"Ulen Taha.. Senin hiç mi işin-gücün yok!  Her şeye maydanoz oluyorsun. Yemek yedikleri kabı kirleten köpek bunlar. Bırak havlayıp, hırlasınlar. Kafeslerini aç, tasmalarını bırak, sal Bal Bab-i Ali'nin sokaklarına, açlıktan ölür-gider bunlar. Neyden beslendiklerini sen hala göremediysen biz sana ne diyelim" telkininde bulundular. 
Daha önce de sorup soruşturmuştum bu itleri. 
İşittiklerim benzeri kelimelerden oluşuyordu. 
İnanmak istememiştim duyduklarıma.
İnsani duygularım ağır basmıştı çünkü. 
Sahipsiz kalmış itlere başlarını sokacakları kafes, 
Önlerine konulacak yal, atılacak kemik bulmanın çabasına kapılmıştım. 
Sokakta çalmadık kapı bırakmadım.
Anladım ki, ne yapsam, ne etsem de faydası olmayacak. 
Kıçlarına tekme yiye yiye 
Kafalarına kül tablaları fırlatıla fırlatıla
Hem gövdeleri kalmamış, hem beyinlerinde tamiri mümkün olmayan hasar oluşmuş.

Balıkesir delileriyle meşhur derler bilirsiniz. 
Bunlarda bizim Bal Bab-i Ali'nin uçuk-kaçıkları..
Zaten birinin ilk sahibi nam-ı değer Deli Bedri..
Yaptığım sondaja göre, 
Bir diğerinin de kıçı-başı oynakmış!
Diğer sokaktan havlamaları duyulan itin ise derdi, bizim sokakta kendine kafes edinmekmiş!
Geldim, gördüm.
Araştırıp soruşturdum. 
Durum bundan ibaret.
Herhangi bir değişim yok anlayacağınız Bal Bab-i Ali'de..
Kısırlaştırılıp sokağa bırakılan bir kaç it kendi kendilerine havlayıp hırlamaya devam ediyor. 
Birileri bizi görsün, duysun da yal versin, kemik atsın diye...
Aslında boşu boşuna turu yarıda bırakmışım.
Gördüğüm ve yaptığım son tespitlere göre
Bizim sokağın köpeklerine ne kafes lazım, ne tasma.
Taha amcaları olarak azat ediyorum bu itleri.
Başıboş kalmanın tadını çıkarsınlar az-biraz..
Eski sahiplerinin söylediklerini dikkate alıp,işime gücüme bakacağım.
Devlet Babadan izin koparmanın yollarını arayıp, Ramazan abiden torpil isteyeceğim. Ardından Avrupa Birliği'ne doğru yelken açacağım..
Neyse canlarım.
Bugünlük bu kadar yeter.
Özleyin beni...
Az daha unutuyordum. 
Size bir sözüm vardı.
Unutmuş değilim.
Şizofreninin hikayesi az sonraaaaaaa...!
...