BİZİM SOKAĞIN BİLMEDİĞİNİZ HALLERİ

BUGÜN mesleğimizden konuşacağız.
Hep ona buna akıl veriyoruz ya.
Toplumu aydınlatma görevini üstleniyoruz ya..
Yeri geldiğinde tereceyi tere satıyoruz ya..
Hem iğneyi, hem çuvaldızı başkalarına batırıyoruz ya..
Gelin bugün de kendi kendimize batırılam o iğneyle çuvaldızı..
Özde değil sözde gazeteciler bu yazdıklarıma çok kızacaklar.. Yine dedikodu üzerine dedikodu üretecekler.. Varsın üretsinler.
Madem dürüstlükten, şeffaflıktan dem vuruyoruz, ilkelerden söz ediyoruz, etik kelimesini dillerden düşürmüyoruz.
O zaman bizim sokağın hallerini de yansıtmamız gerek değil mi?
Kızanlar kızsın, fitne-fesat tohumu eken eksin, dedikodu üreten üretsin..
Biz yine kişileri hedef almadan, karalamadan, incitmeden söyleyeceğimizi söylemeyi sürdüreceğiz.
Hem doğruları yaşarken konuşmayacağız da, ahirette mi söyleyeceğiz..
O zaman devam edelim.
***
Balıkesir’de geçmişi 125 yılı aşan basın mesleğinin hangi aşamada olduğunu, kutsal denilen gazeteciliğin nasıl yapıldığını, gazetelerin hangi amaçla çıkarıldığını, kimlerin ne gibi çıkar ve sıfatlar peşinde koşuşturduğunu, bu amaçla yağdanlık görevini üstlendiğini, bazılarının da kalemlerini kişisel menfaat sağlamak amacıyla lekeleyici, küçük düşürücü haber yapma tehdidiyle kullandığını tekrar tekrar anlatmamıza gerek yok aslında sizlere..
Balıkesir çok küçük olduğu kadar, küçük hesapların yapıldığı bir kent.
Herkes kimin ne olduğunu, ne yaptığını, ne gibi hesapları bulunduğunu çok iyi biliyor.
Bizim sokakta "gaztecilik" yapanları da, sokak sakinlerinden daha iyi biliyor, tanıyor.
Adeta “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” deniliyor, iş, siyaset, bürokrat, esnaf dünyasında.. Hatta sade vatandaş arasında..
Üzülerek söylemek gerekirse aslında saygınlığı falan hiç yok KUTSAL olduğu her platformda üzerine basa basa vurgulanan gazetecilik mesleğinin bu kentte.
Zaten orada burada "gazteciyim" diye çaka satanlarında gazetecilere saygısının olduğunu söylemek zor bu kentte..
Çünkü, gazetecilik mesleğine yıllarını verenler “ŞEREFSİZ”, faal dönemlerini memurluk, köftecilik, marangozluk, kahvecilik, berberlik, çinicilik, yağlamacı ve yıkamacı vb.işlerde geçiren ya da girdikleri ve el attıkları hiçbir işte dikiş tutturamayıp da 'bir de şu gazetecilik işine gireyim' diyenler “ŞEREFLİ” olabiliyor Balıkesir Basın camiasında.
Neden derseniz;
Gazeteciliğin YÜZKARALARINA kucak açıp sahiplenen GAZETECİ meslektaşlarımız (!) da çıkabiliyor bizim sokakta..
Dedikodunun, fitne-fesatın en hası aslında bizim sokak sakinleri tarafından yapılıyor, dedikodunun en babası üretiliyor..
Birçok zat-ı muhterem “şunu nasıl karalasam, ayağını kaydırsam, aşağılayıp kamuoyunda küçük düşürsem, ticari ilişkilerine darbe vurup batırsam, acaba bugün kimden para koparabilirim ” hesapları yapıyor.
Yalan söylüyorsam, mesleğine güven duyduğunuz gazetecilerden birini karşınıza alın, samimi olarak konuşun.
Yazdıklarımdan daha ağır ifadelerle anlatacaklardır neler olup bittiğini bizim sokaklarda..
***
Tekrar başa dönelim.
Girdikleri hiçbir işte dikiş tutturamayanlar, el attıkları işleri ellerine yüzlerine bulaştırıp batıranlar gazeteci olamazlar mı?
Hemen söyleyeyim ki, alınganlık gösterilmesin. Köftecisini kahvecisini, marangozunu berberini, mermercisini çinicini asla küçümsemiyorum. İşinin ustası olana, mesleğine inancı olana her zaman saygı duyarım.
Önceleri bu alanlarda faaliyet gösteren insanlarımızın gaztecilik yapamayacağına ilişkin bir önyargım da yok.
Elbette gaztecilik yapabilirler.
Yaparlar ama, bu mesleği kutsal yapan Basın Meslek İlkelerini benimseyip, bu ilkelerden sapmazsa yapabilirler. Aksi halde sadece hariçten gazel okurlar. Gazeteci kimliğinin arkasına sığınıp "ADAMIZ" diye sokağa çıkabilme şansını bulmuş olurlar. Yaşamdaki ezikliklerini böylelikle kapatmaya çalışırlar. Şu bir gerçek ki, pek uzun ömürlü olmadığı görülmüştür böylelerinin bizim sokaklarda..
Ayrıca şunu da eklemek isterim. Bu yaşıma kadar tanıdığım gazetecilerin başka bir mesleği yaptıklarına binde bir tanık oldum.
Yılların üstadı Atilla Gökçe ağabeyimizin bir sözü var;
"Mesleğinizi asla mesleğin dışından biriyle asla paylaşmayın"
Bunu söylerken üstad, hariçten gazel okuyanları örnek verip bunların "gazeteci" kimliğini kullanarak önemli işler bitirdiğini anlatıyordu.
Bu söz aklımın bir kenarında her zaman durur.
***
Peki ne oldu da, sevgi ve saygı yok oldu medya dünyasında.
Bunu yorumlamak veya sorgulamak büyük gazeteciler, kalemşorler var iken bize düşmez aslında.
Elbette hiç bir kimse, bir başkasına sevgi ve saygı duymak zorunda değil.
Unutmamak gerekir ki, eğer medya aleminin içinde bulunanlar işlerini doğru-dürüst, ilkeleri her an anımsayarak yaparlarsa, insanların saygısını kazanabilirler.
Sadece ve sadece “gazeteciyim” diyerek saygı görmek istiyorlarsa eğer, insanlara, herşeyden önemlisi de kendi meslektaşlarına söylemedikleri düşünceleri yakıştırıp isnat etme hastalığından kendilerini kurtarmalı, gerçek sevgi ve saygının ne olduğunu öğrenmeliler ve dünyanın Sultan Süleyman’a bile kalmadığını hiçbir zaman akıllarından çıkarmamalılar.
Mesleğini seven, meslektaşıyla dayanışmayı her zaman ön planda tutan, gazetecilik mesleğine leke getirenlere tavır koyabilen, mesleğin saygınlığı adına birşeyler yapma gayreti içinde olan gazeteciler yok mu?..
Olmaz mı? Var tabii ki..
Hepsi pırıl pırıl parıldıyorlar..
Ama hadlerini de her zaman biliyorlar.
Asla bir hayvana dönüşüp kudurmuyorlar!
Bizim sokaktan bugünlük bu kadar yeter..
Gülen yüzleriniz solmasın...
{ "vars": { "account": "G-HYBEHJ7KSN" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }