DEĞİŞİME DİRENMEK Mİ,
DEĞİŞİMİN PARÇASI OLMAK MI?
Değişim ve gelişimden rahatsız olanlar var.
Eskiden öyleydi, şöyleydi, böyleydi..
Eyvallah da eskiye takılı kaldığımızda yol alamayız.
Değişim er ya da geç kendini gösterecek. Benim dileğim, bu değişimin dışında kalmak yerine onun bir parçası olabilmek.
Önünde duramayacağımız bir dönüşümün karşısında boşuna yorulmanın, enerjimizi tüketmenin kimseye faydası yok.
Bizim gibi şehirlerde eski alışkanlıkları terk etmek kolay değildir. Bir yandan yarınlarımızın daha güzel olmasını isteriz, diğer yandan bunun için çalışanları acımasızca eleştirip heveslerini kırarız.
Oysa böyle yaptığımızda en büyük zararı başkalarına değil, kendimize veririz.
Ne yazık ki çoğu zaman bunun farkında bile olmayız.
Hayat dediğimiz şey bir nefes kadar kısa. Öyleyse değişime direnmek yerine gelişmeye çalışmak daha anlamlı değil mi?
★
ALEMŞÜMUL ÇAKALLARA KARŞI
Bir düşünür, "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" der.
Gerçekten de insanlık tarihine baktığımızda değişmeyen ne kaldı ki?
İnsan ilişkileri değişti, yaşam biçimleri değişti, beslenme alışkanlıkları değişti. Savaşlar da değişti, barışlar da...
Değişim hayatın yasasıdır.
Yaşama renk katar, heyecan verir.
Düşünsenize; hep yaz ya da hep kış yaşansaydı. Hayat ne kadar tekdüze olurdu.
Fark etmesek de her gün değişiyoruz. Hücrelerimiz yenileniyor, düşüncelerimiz dönüşüyor, çevremiz farklılaşıyor. Bu değişim bireyden aileye, aileden topluma yayılıyor.
İstesek de istemesek de değişim sürüyor.
Öyleyse mesele değişip değişmemek değil; nasıl değişeceğimizdir.
Bernard Shaw'ın dediği gibi:
"Dünyada değişiklik yapmakta başarılı olan insanlar, değişikliğe kendinden başlayanlardır."
Gerçek değişim şekilden ibaret olmamalıdır. Önemli olan gömleği değiştirmek değil, gömleğin içindeki insanı değiştirebilmektir.
Çünkü insan değiştikçe hayatı da değişir.
Unutmayalım; gençliğinde ceviz kıran dişler, yaşlılıkta ekmeği bile zor koparır.
Hayatın kendisi değişimin en büyük kanıtıdır.
★
DEĞİŞTİKÇE GELİŞMEK
İnsan değiştikçe gelişmeli, geliştikçe değişmelidir.
Değişim bizi ileriye taşıyorsa anlamlıdır. Eğer geriye götürüyorsa bunun adı değişim değil, çürümedir.
Bugünün dünyasında değişim çok yönlü olmak zorundadır.
Kapımıza bağladığımız tek bir köpekle, dört bir yandan gelen alemşümul çakallara karşı koyamayız.
Bilgide, teknolojide, üretimde ve düşüncede kendimizi sürekli yenilemek zorundayız.
Değişim insana heyecan vermeli.
Gözlerini daha fazla açmalı.
Hayata daha geniş bir pencereden bakmasını sağlamalı.
Çağın köhneleşmiş kalıplarına teslim olmadan, özgün kalabilmek büyük bir meziyettir.
★
BUGÜNÜN İŞİNİ YARINA BIRAKMA
Hayatta değer verdiğim insanlar arasında yer alan kardeşim Çiğdem, bir gün bana kartalın yaşam öyküsünü anlatmıştı.
O hikâye hâlâ aklımdadır.
Rivayete göre kartal belirli bir yaşa geldiğinde ya ölüme razı olacak ya da zorlu bir yenilenme sürecine girecektir.
Gagasını kayalara vurarak kıracak, pençelerini sökecek, eski tüylerinden kurtulacaktır.
Aylar süren bu sancılı dönüşümün sonunda yeniden güç kazanacak ve hayatına devam edecektir.
Elbette bu hikâyenin biyolojik gerçekliği tartışılabilir.
Ama verdiği mesaj çok değerlidir:
Yenilenmeden gelişim olmaz.
Konfor alanından çıkmadan ilerleme olmaz.
Fedakârlık yapmadan başarı olmaz.
★
Kardeşlerim;
Hayat hepimizin önüne sürekli yeni tercihler koyuyor.
Tıpkı kartal hikâyesinde olduğu gibi...
Ya eski alışkanlıklarımızın içinde kalacağız ya da değişimin getirdiği zorlukları göze alacağız.
Kutsal kitabımızda, "Hayvanlarda sizin için ibretler vardır" buyurulur.
İbret almak, sadece bakmak değil; gördüğünden ders çıkarmaktır.
Hepimizin zaman zaman başından olaylar geçer. Sonrasında da kendi kendimize söz veririz:
"Yarın bambaşka bir insan olacağım."
Peki o halde soralım kendimize:
Bugünün işini yarına neden bırakıyoruz?
Selametle..