Yıllardır bana haykıran, lakin lüzumsuz işlerden, fani dünyanın heveslerin den, feryatlarını duyup,hissedemediğim gönlüm.
Haykırmış sın bana bir ömür, benim derdim var, bana derman ol, bana ilaç,hastalığıma hekim bul diye. Sanmışım ki senin derdinin ilacı yemek-aş-iş- makam- mevki, eş- dost- arkadaş.
Sanmışım ki sen bende boğulurken,
Ey gönlüm sen ilahi aşka, sevgiliye aşık iken, ben Kerem olup Aslı'nın, Mecnun olup Leyla'nın,Ferhat olup Şirin'in peşine düşersem senin derdine derman olurum.
Ey Gönlüm derdine derman olacağıma, her durduğum durakta senin derdine daha çok dert katmışım.
Sanmışım ki yıllarca etrafımdaki eş dost arkadaş bildiğim insanlar.
Nereye,kime vereceğimi bilmeden elinde tuttuğun mis gibi kokan gül.
Güle aşık sanıp şakıdığını sandığım bülbül.
Suyun şırıltısı,Denizlerin hırçın dalgaları. Rüzgarın sesi, toprağa düşen yağmur taneleri, gönlüme ilaç şifa,hastalığıma hekim olur sanmışım.
Meğerse yaratılan her şey, Yaratanın olduğu yerde boş.
Dost arkadaş dedim, kimine toprak aldı, kimini dünya aldı elimden. Artık düşmeyen yağmur taneleri toprağımı çatlattı kuruttu. Gül desem, elimde kurudu,artık mis gibi kokusunu vermez oldu. Bülbül mi ne oldu, meğerse onun derdi gülmüş. Gül kuruyunca oda derdin den ses vermez, ötmez oldu.
Anladım geçte olsa anladım.
Yaratılanın tek dostu YARADAN'mış, o yok olmayacak o hep var olacak, seversen O sevdiğini hiç terk etmeyecek.
Meğerse çölleşen,çoraklaşan, gönül toprağımın ilacı göz yaşlarımmış.
Meğerse elimde tuttuğum kuruyan gülüm, bana Rabbimin hediyesi Kur'an imiş.
Anladım ki ötmeyen bülbül, Kur'an okuyan dilim imiş.
İşte ilaç, elde Kuran, dilde Zikrullah, gözyaşı ile beslenen Gönül,sadece Allah'a kul olan bir nefis.
İşte kurtuluş,işte huzur,işte ebedi saadet
Selam ve Dua ile