Havva Nine artık bu dünyada yapayalnızdı. Hayata tutunduğu tek şey, küçük bahçesinde kendi elleriyle büyüttüğü güllerdi. Onlar sadece birer çiçek değildi onun için; dert ortağı, sırdaşı, hatta evladı gibiydi. Her birinin rengi ayrı bir hatırayı, kokusu ayrı bir duyguyu taşırdı. Sabahları erkenden kalkar, güllerine dokunur, onlarla konuşur, sonra özenle hazırladığı demetleri sepetine koyup şehrin yolunu tutardı.
O gün de öyle yaptı. Yürüdü, yoruldu… Acıktığını fark edince bir ağacın gölgesine ilişti. Tam o sırada yoldan geçen bir delikanlıyla selamlaştı. İçindeki paylaşma duygusu ağır bastı. Yanındaki azıcık azığını, bir dilim ekmeğini onunla paylaşmayı teklif etti. Delikanlının gözleri parladı, kabul etti.
İkisi birlikte oturup ekmeği bölüştüler. Havva Nine, sohbet ettikçe mutlu oldu. İnsan insana iyi gelirdi ya… Bir süre sonra yorgunluk ağır bastı, gözleri kapandı, dalıverdi uykuya.
★
Uyandığında ise dünya değişmişti.
Ne delikanlı vardı ortada, ne suyu, ne ekmeği, ne zeytini… En acısı da, geçim kaynağı olan gülleri yoktu artık.
Etrafına baktı Havva Nine. Gözleri doldu. Ama ne ekmeğe yandı, ne zeytine, ne de güllerine… İçinden gelen o derin sızıyla sadece şu cümle döküldü dudaklarından:
“Ah evlat ahh… Sen benim içimdeki güveni alıp gittin ya…”
İşte insanın yüreğini asıl yakan da bu değil midir?
★
Eskiden böyle miydi?
Bilen bilir… 70’li yıllarda mahallelerde kapılar kilitlenmezdi. Komşu komşuya emanet bırakırdı evini. Cuma vakti geldi mi esnaf dükkânının önüne bir sandalye koyar, giderdi namaza. Kuyumcunun kepengi bile inmezdi!
Çünkü güven vardı.
Bugün ise her yerde kamera var, alarm var, kilit var…
Ama açık kapı yok.
İnsanlar birbirine değil, cihazlara güveniyor.
Herkes temkinli, herkes mesafeli.
“Kimseye güvenme” sözü neredeyse hayat düsturu olmuş.
Dost dosta, komşu komşuya, hatta kardeş kardeşe bile şüpheyle bakar hale geldik.
★
Peki ne oldu bize?
Aslında insan değişmedi.
Değişen, insanın kurduğu düzen oldu.
Teknoloji ilerledi, imkanlar arttı ama kalpler daraldı.
Güven artık gönülde değil, makinelerde aranıyor.
Oysa güven dediğimiz şey; bir kapıyı kilitlememek değil sadece… Bir kalbi açık bırakabilmektir.
Bugün yaşadığımız güvensizliğin temelinde iki büyük yara var.
Birincisi İnançsızlık, ikincisi adaletsizlik.
İnsan, kalbinde doğruyu kaybettiğinde, adaleti şaşırdığında güven de yok olup gidiyor.
★
Korkular büyüdükçe insanlar birbirine daha çok yabancılaşıyor.
Gelecek kaygısı, makam hırsı, kaybetme korkusu…
Hepsi insanı yalnızlaştırıyor.
Yalnızlaşan insan da güvenmeyi unutuyor.
Oysa çözüm uzaklarda değil.
Güven önce insanın içinde başlar. Kalpte yer bulur, davranışa yansır. İnsanın sözü doğruysa, niyeti temizse, kalbi sağlamaysa güven yeniden filizlenir.
Havva Nine’nin kaybettiği güller değildi aslında… Bir insana duyduğu inançtı.
Selametle..