Erol Köse’nin, yaşadığı binanın 16. katından düşerek hayatını kaybetmesinin ardından yapılan paylaşımları gördünüz mü bilmiyorum…
Ben okudukça irkildim.
Bizim kültürümüzde bir söz vardır: “Ölünün arkasından konuşulmaz.”
Bu sadece bir gelenek değil, aynı zamanda bir ahlak ölçüsüdür.
Vefat eden bir insanın kusurlarını değil, iyiliklerini anmak; hatalarını değil, geride bıraktığı güzel izleri hatırlamak esastır.
İnancımız da bunu öğütler.
Gıybetin, iftiranın diriye yakışmadığı gibi ölüye de yakışmadığını biliriz.
★
Ancak Erol Köse hakkında yazılanları, çizilenleri okudukça insan ister istemez durup düşünüyor.
Bir insanın ardından bu kadar mı ağır konuşulur?
Yoksa bir insan, geride bu kadar olumsuz bir iz bırakacak kadar savrulabilir mi?
★
Bana göreyse mesele biraz daha derin…
İnsan, ne söyleyecekse hayattayken söylemeli.
Yüzüne karşı, açıkça, eğip bükmeden…
Kırmadan ama saklamadan.
Ve yine insan, hayattayken ayırt etmeli güzelle çirkini.
Doğruyla yanlışı, iyilikle kötülüğü zamanında görmeli ki;
herkes hak ettiğini yaşarken yaşasın.
Çünkü asıl adalet, ölümden sonra değil, hayatın içinde tecelli etmeli.
★
İnsan, yaşarken fark etmese de hayatının en büyük muhasebesi, öldükten sonra başlar.
Ne servetiniz, ne makamınız, ne de şöhretiniz konuşur arkanızdan…
Sadece insanlara bıraktığınız izler konuşur.
Kimileri hayırla yad edilir, kimileri sessizce geçiştirilir, kimilerinin ardından ise keşke denir…
O yüzden belki de en çok hatırlamamız gereken şu:
Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bu hayatta doğru, dik ve düzgün yaşamaya bakmak gerekiyor.
Çünkü bu dünyadan giderken yanımıza hiçbir şey almıyoruz.
Ama arkamızda bıraktığımız her şey, bizi anlatmaya devam ediyor.
★
Bu arada dün bir arkadaş söyledi. Şehirdeki terzilerden biri işyerinin camına " Kefen cebi dikilir.." cümlesinin yer aldığı yafta yapıştırmış.
İlgilenen varsa duyurayım istedim!
Selâmetle...