KALKIŞMA GECESİ ve HABERCİLER...

Haberciler sadece o karanlık geceyi aydınlatmakla kalmadı; geçmişten bugüne onlarca, yüzlerce olaya da ışık tuttu.

Hemen herkesin bir hikâyesi var; o uzun olduğu kadar, tarihe "milletin yazdığı kahramanlık destanı" diye geçen geceyle ilgili. Siz o hikâyeleri televizyonlardan izlediniz, radyolardan dinlediniz, gazetelerden okudunuz.

Bir de o haberleri sizlere ulaştıranların hikâyeleri var... Kimi evinde küçük bebeğini bırakıp meydanlara çıktı, kimi ailesini geride bırakıp haberden habere savruldu.

GAZETECİLİK MESLEĞİNİN GERÇEK YÜZÜ...

Gazetecileri hor görüp geçiyorsunuz ya... İyiyle kötüyü, güzelle çirkini ayırt etmeden hepsini aynı kefeye koyup, sadece çıkar peşinde koşan insanlar olarak göstermeye çalışıyorsunuz ya; hiç öyle değil.

Gazetecilik, kutsal ve saygı gösterilmesi gereken mesleklerin başında gelir. Son örneği, ülkenin kaosa sürüklenmeye çalışıldığı 15 Temmuz gecesinde net bir şekilde görüldü. Haberciler sadece o karanlık geceyi aydınlatmakla kalmadı; geçmişten bugüne onlarca, yüzlerce olaya da ışık tuttu.

Habercilerin hangi koşullarda görev yaptığını bilmeniz açısından, o geceyi iliklerine kadar yaşayan arkadaşlarımızın anlattıklarını özetleyip paylaşacağım.

BİR HABERCİ ANNENİN HİKAYESİ...

Bugün, bir haberci annenin, Gülşah İnce Birsen’in o gece ve sonrasında yaşadıklarıyla başlayalım. "KalkışMA" kitabında anlattıklarını okurken tüylerim diken diken olmuş, nabzım tavan yapmıştı. Aşağıdaki satırları okuduğunuzda sizler de aynı duyguları yaşayacaksınız.

Meslektaşımız Gülşah İnce Birsen, o gece 3 yaşındaki minik yavrusunu bırakacak kimsesi olmadığı için onu kucaklayıp çalıştığı televizyon kanalına koşanlardan biri. Sonrasını kendi ağzından dinleyelim:

"Habercilik kimliğimle annelik kimliğim resmen birbiriyle yarışıyordu. An geliyor biri bir adım öne çıkıyor, başka bir an geliyor diğeri öne atak yapıyordu. ‘Kalbim daha ne kadar kaldırır?’ diye düşünürken, duayla Allah’a emanet ettim onları ve köprüde yaşananları takip etmeye başladım.

Köprüye akın akın insanlar gelmeye başlamıştı; karşılarında ise cuntacı komutanlar ve emirlerindekiler vardı. Canlı yayında olup biteni anlatırken, bir tank kalabalığı yararak köprüye girdi. O tank üzerimize ateş açtı.

‘Bir Türk askeri bunu yapamazdı...’ bizzat şahit oldum. Onlar asker değil; askerlerin üniformalarını zapt etmiş, sivillere ateş açacak kadar gözü dönmüş düşmanlardı. Hedefsiz ölüm yağıyordu her bir noktadan. Sokaklarda kan akıttılar. Çığlıklar, gözyaşları ve isyan, zaten düğüm olan bilinçaltıma o gece tamamen kilit vurdu.

Canlı yayın yapan TV kanallarının basıldığı o gece, o kanallardan birinde benim küçük kızım vardı. Uykusu gelince iki sandalyeyi birleştirerek ona yatak yapmışlar. Yüreğim en çok o gece ağır geldi bana. Sözler değil, sadece duygular konuştu. O karanlık gecenin sabahında sarıldık birbirimize.

Kızım Beren... Geçen gün yine kanala geldi ve 'Bomba!' diye bağırmaya başladı; 'Kim öldü, babam nerede?' diyerek..."

UNUTMAYIN.. UNUTTURMAYIN...

Kardeşlerim,

Hainler o gecenin kahramanlarından 252'sini şehit etmekle kalmadı, minik Berenlerin de kâbusuna girdi!

15 Temmuz’u asla unutmayın ve unutturmayın.

İşini iyi yapan, hakikatı arayan gazetecileri unutmayın.

Meslek ilkelerini her şeyin üstünde tutan gazetecilere sahip çıkın.

Şunu sakın hatırınızdan çıkarmayın: Tıpkı adalet gibi, su gibi, bağlantısız ve bağımsız basının da bir gün sizlere lazım olabileceğini unutmayın!

Hani kimileri "beslema" olarak görse de Anadolu Basını bir manada "besmele"dir. Cennet vatanın fazilet adalarıdır..

Selametle...

{ "vars": { "account": "G-HYBEHJ7KSN" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }