☰
✕

MAKAM, KUL HAKKI ve PARANIN İDEOLOJİSİ

Para söz konusu olduğunda ideolojilerin, sloganların ve siyasi kimliklerin bir anda anlamını yitirdiği bir dönemden geçiyoruz.

Canlı yayında kulüp başkanı, önceki yönetimi paraları yemekle suçluyor.

Muhafazakâr kimliğiyle bilinen bir siyasi yapının yöneticisi, fon parasına para katmakla itham ediliyor.

Muhalefet milletvekili hakkında rüşvet iddiasıyla soruşturma açılıyor.

Kendisini milliyetçi ve Atatürkçü olarak tanımlayan bir sanatçının eşinin fonlardan milyonlar kazandığı ileri sürülüyor.

Belediye başkanlığı makamlarının milyonlarca liralık pazarlıkların konusu olduğuna ilişkin iddialar gündeme geliyor.

Belediyelerde rüşvet ve yolsuzluk operasyonları birbirini izliyor. İmar rantı ise artık kimsenin bilmediği bir sır değil.

Bir kamu yöneticisinin hesabından kilolarca altın ve milyonlarca dolar çıktığı haberleriyle sarsılıyoruz.

Başka bir operasyonda araçlardan yüz milyonlarca lira ele geçiriliyor.

Sonra dönüp soruyoruz:

Biz ne ara bu hale geldik?

★

Artık mesele iktidar-muhalefet, sağ-sol, muhafazakâr-milliyetçi ya da Atatürkçü meselesi değildir.

Mesele, para karşısında insanın kendisini ve makamını koruyup koruyamadığıdır.

Haramın partisi olmaz.

Kul hakkının ideolojisi olmaz.

Kamu malının siyasi kimliği olmaz.

Kim yaparsa yapsın, yanlış yanlıştır.

İktidardaysa da...

Muhalefetteyse de...

Bürokrasideyse de...

Belediyedeyse de...

STK'daysa da...

Hukuk karşısında herkes aynı mesafede durmalıdır.

★

Elbette bir çizgiyi de asla unutmamalıyız:

İddia, hüküm değildir.

Masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Hakkında soruşturma açılan veya tutuklanan hiç kimse, mahkeme kararı kesinleşmeden suçlu ilan edilemez.

Ama bunun anlamı, ciddi iddiaların görmezden gelinmesi de değildir.

Tam tersine...

Devlet, kim olursa olsun iddianın üzerine gitmeli; delil varsa gereğini yapmalı, suç yoksa kişiyi aklamalıdır.

Soruşturmanın rengi iktidara göre değişmemeli, hukuk siyasi kimliğe göre şekillenmemelidir.

Çünkü yolsuzluk yalnızca parayı götürmez.

Güveni götürür.

Adalet duygusunu aşındırır. İnsanlara “Nasıl olsa yapanın yanına kalıyor” dedirtmeye başladığında, asıl çürüme orada başlar.

★

Eskiler boşuna “fakir fukaranın, yetimin ahı” demezdi.

Kamu hakkı emanettir.

Kul hakkı ağırdır.

Bu yüzden kim yolsuzluğun, usulsüzlüğün, kamu zararının üzerine gidiyorsa teşekkür edilmeli, desteklenmeli. İçişleri ve Adalet bakanlıklarının bu yöndeki kararlılığı geleceğe dair umutlarımızı arttırırken, kim bildiği halde susuyor, kim makamını kullanarak hukukun önüne set çekiyorsa onun da hesabı sorulmalıdır.

Hukuk içinde, delille ve ayrım yapmadan.

★

Çünkü kirli para zamanla sadece cepleri değil, siyaseti ve bürokrasiyi de kirletir.

Birileri çıkarı için kirli ilişkiler kurar.

Birileri o ilişkilerden güç devşirir.

Sonra o gücü kaybetmemek için daha büyük yanlışlara razı olur.

İşte o zaman mesele birkaç kişinin yolsuzluğu olmaktan çıkar, devletin ve toplumun güvenliğini ilgilendiren bir çürüme haline gelir.

Devletin bekası, birbirini siyasi kimliğine göre aklamakla değil; hak karşısında kimseye ayrıcalık tanımamakla mümkündür.

★

Makamlar gelir geçer.

Partiler değişir.

Başkanlar değişir.

Devlet kalır, millet kalır, emanet kalır.

O emanete kim el uzatırsa uzatsın, cevabı aynı olmalıdır:

“Git, aklan; gel.”

Çünkü bu ülkede artık en çok ihtiyaç duyduğumuz şey yeni sloganlar değil;

temiz siyaset, temiz yönetim ve herkes için eşit işleyen bir hukuk düzeni.

Gerisi lafıgüzaf...

★

Ezcümle;

Gerek seçilerek gerekse atanarak makamlara gelenler şunu asla unutmamalı:

O makamlar bize emanettir.

Gün gelir, o makamlardan ayrılırız.

Asıl mesele, makamı terk ettiğimizde ellerimizin temiz, vicdanımızın huzurlu olmasıdır.

Çünkü makam geçicidir, emanet ağırdır.

Emanete sahip çıkan, ahiretine de sahip çıkar.

Selâmetle...

{ "vars": { "account": "G-HYBEHJ7KSN" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }