Ramazan’ın son günleri yaklaşırken, Mehmet için teravih çıkışları artık sadece ibadet sonrası dağılıp gidilen vakitler olmaktan çıkmıştı. Caminin hemen dibindeki küçük çay ocağı, onun için adeta bir “ders halkasına” dönüşmüştü. Kafasında biriken soruları bir bir soruyordu.
Dün akşam biraz erken çıkmış. Çay ocağına gelerek, her zamanki yerinde masaya oturmuştu. Etrafında birkaç kişi daha vardı; kimisi telefonuna bakıyor, kimisi sessizce çayını içiyordu. Mehmet ise dalgındı.
Çaycıya seslendi:
“Usta, bir çay ver. Hocam gelince bir tane daha koyarsın.”
Bardağı eline aldı ama aklı çayda değildi. Kendi kendine konuşur gibi mırıldandı:
“Bayrama kadar şu meseleleri bir sorayım… Yoksa içimde kalacak.”
Tam o sırada hoca göründü. Yavaş adımlarla geldi, Mehmet’i görünce gülümsedi.
“Mehmet, yine erkencisin.”
Mehmet ayağa kalktı, saygıyla selam verdi.
“Hocam hoş geldin. Seni bekliyordum. Bugün önemli bir şey soracağım.”
Hoca oturdu. Çaylar geldi. Mehmet bu sefer hiç dolandırmadı, doğrudan konuya girdi:
“Hocam… faiz mi doğru, zekât mı doğru? Yani bir sistem faiz üzerine kurulsa ne olur, zekât üzerine kurulsa ne olur? Ben artık bunu net anlamak istiyorum.”
Hoca, Mehmet’in bu kadar net konuşmasına tebessüm etti.
“Güzel bir yerden girdin Mehmet. Mesele tam da burada.”
Mehmet hemen devam etti:
“Hocam bir de şu ayeti duydum… ‘Faiz yok eder, zekât çoğaltır’ diyor. Ben bunu aklımda oturtamıyorum. Faiz artıyor gibi görünüyor, zekât ise verince azalıyor gibi… Ama ayet tam tersini söylüyor.”
Hoca başını salladı.
“Çok güzel. O zaman önce zekâtı konuşalım.”
Biraz öne eğildi.
“Mehmet, zekât ne yapar?”
Mehmet hemen cevap verdi:
“Zengin olan malının kırkta birini verir.”
“Evet. %2,5. Peki nereden verir?”
“Servetten.”
“Yani maaştan değil, birikmiş maldan.”
“Evet hocam.”
“Ve kime verir?”
“Fakire.”
Hoca gülümsedi.
“Şimdi bunu bir yıl değil, 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl düşün.”
Mehmet düşünmeye başladı.
“Zengin her yıl biraz verir…” dedi yavaş yavaş.
“Fakir her yıl biraz alır…”
“Evet.”
“Zengin biraz aşağı gelir… fakir biraz yukarı çıkar…”
“Evet.”
Mehmet başını kaldırdı.
“Yani aradaki fark kapanmaya başlar.”
“Tam olarak bu,” dedi hoca. “Zekât sistemi serveti aşağıya doğru akıtır. Bu yüzden toplumda eşitliğe doğru bir eğilim oluşur. Tam eşitlik değil ama adil bir denge oluşur.”
Mehmet çayından bir yudum aldı.
“Yani hocam zekât, malı dolaştırıyor.”
“Aynen öyle. Dolaşan mal bereket getirir.”
Mehmet başını salladı.
“Peki hocam… faiz?”
Hoca bu sefer biraz daha ciddi bir sesle konuştu.
“Faiz bunun tersini yapar Mehmet.”
“Nasıl?”
“Parası olan ne yapar?”
“Bankaya koyar.”
“Ve?”
“Faiz alır.”
“Yani para ne yapar?”
Mehmet kısa bir duraksamadan sonra cevap verdi:
“Durduğu yerde artar.”
“Evet. Peki parası olmayan ne yapar?”
“Kredi çeker.”
“Ve?”
“Faiz öder.”
Hoca masaya hafifçe dokundu.
“Yani sistemde ne oluyor?”
Mehmet yavaş yavaş çözmeye başladı:
“Parası olan… daha çok kazanıyor…”
“Evet.”
“Parası olmayan… sürekli ödüyor…”
“Evet.”
Mehmet derin bir nefes aldı.
“Hocam… o zaman para yukarı doğru toplanıyor.”
“Tam olarak öyle. Faiz sistemi serveti yukarı çeker.”
Mehmet biraz sessiz kaldı, sonra devam etti:
“Peki hocam 20-30 yıl sonra ne olur?”
Hoca cevap verdi:
“Zengin daha zengin olur. Borçlu daha borçlu olur. Borcun faizi doğar, faizin faizi doğar. Bir süre sonra toplumda büyük bir kesim fakirleşir.”
Mehmet araya girdi:
“Ve zenginle fakir arasında uçurum oluşur.”
“Evet.”
Mehmet bu sefer biraz daha içinden geleni söyledi:
“Zaten hocam zenginler vergi de vermemek için her yolu buluyor. Kazanç göstermez, şirket üzerinden yürütür… Ama faizden kazandığı para sürekli artar.”
Hoca başını salladı.
“Bu da işin başka bir tarafı.”
Mehmet artık toparlamaya başlamıştı:
“Hocam o zaman şöyle diyebilir miyiz?”
“De bakalım.”
“Zekât sistemi, parayı alt tabakalara doğru akıtıyor
Faiz sistemi, parayı üst tabakada topluyor”
Hoca gülümsedi.
“Çok net söyledin.”
Mehmet devam etti:
“Zekât fakiri ayağa kaldırır…
Faiz fakiri ezer…”
“Evet.”
“Zekât toplumu dengeler…
Faiz toplumu bozar…”
Hoca çayını masaya bıraktı.
“İşte ayetin söylediği tam bu Mehmet.”
Mehmet yavaşça tekrar etti:
“Faiz yok eder…”
“Zekât çoğaltır.”
Bir süre sessizlik oldu. Mehmet düşünüyordu.
Sonra en kritik soruyu sordu:
“Hocam… madem bu kadar net… bu sistem neden değişmiyor?”
Hoca hafifçe gülümsedi.
“Bu bir tercih meselesi.”
Mehmet dikkat kesildi.
“Nasıl tercih hocam?”
Hoca sakin bir şekilde konuştu:
“Faizli sistemde kim daha çok kazanıyor?”
“Parası olan.”
“Evet. Bu kesim güçlü mü?”
“Güçlü…”
“Etkili mi?”
“Etkili…”
Mehmet başını salladı ama bu sefer hoca devam etti:
“Ama mesele burada bitmiyor Mehmet.”
“Nasıl yani?”
“Bir ülkede asıl güç kimde olur?”
Mehmet hiç düşünmeden cevap verdi:
“Millette.”
“Peki hükümet kimden oy alarak gelir?”
“Halktan.”
“Öyleyse,” dedi hoca, “bir hükümet isterse sistemi kimin lehine kurabilir?”
Mehmet bu sefer daha net konuştu:
“Halkın lehine.”
“Evet. Bir avuç zengini düşünen bir sistem de kurulabilir…
Ama halkın tamamını gözeten bir sistem de kurulabilir.”
Mehmet’in gözleri açıldı.
“Yani bu iş imkânsız değil…”
“Değil. Zorluklar olabilir ama değil.”
“Yani mesele…”
“Doğruyu bilmek değil sadece,” dedi hoca.
“Evet?”
“Doğruyu uygulayacak iradeyi göstermek.”
Mehmet derin bir nefes aldı.
“Ve o irade…”
“Halktan aldığı güçle hareket eden yönetimden gelir.”
Mehmet çay bardağına baktı. Çay bitmişti ama zihni dolmuştu.
Yavaşça konuştu:
“Hocam… şimdi anladım.”
“Ne anladın Mehmet?”
“Faiz sistemi insanı yavaş yavaş eritiyor…”
“Evet.”
“Zekât sistemi insanı ayakta tutuyor…”
“Evet.”
“Ve mesele sadece para değil…”
Hoca başını salladı.
“Nasıl bir toplum istediğimiz…”
Mehmet ayağa kalkarken kendi kendine mırıldandı:
“İdareciler isterlerse, yapabilirler. Sistemi faize değil zekata benzer kurgulayabilirler. Şimdiye kadar istememişler!..”
Memet!
Anladın sen onu…