Muhasebe Vakti: Nerede Yanlış Yapıldı?
Bir önceki yazımızda, Millî Görüş'ün fikrî yapısının değil, onu taşıyan mecranın değiştiğini ifade etmeye çalışmıştık. Bu yazıda ise o mecranın hangi kırılma noktalarından geçerek bugünkü hâline geldiğini kronolojik bir ana çerçevede değerlendirmek istiyorum.
Amacım kimseyi suçlamak değil yaşananlardan ders çıkarmaktır. Çünkü geçmişiyle yüzleşemeyen hareketler geleceği inşa edemezler. Muhasebe yapmayanlar ise aynı hataları tekrar etmeye mahkûmdurlar.
Necmettin Erbakan’ın vefatıyla birlikte Millî Görüş tarihinde yeni bir dönem başladı. Bu dönem, yalnızca bir genel başkan değişikliği dönemi değildi. Aynı zamanda hareketin fikrî merkezini, teşkilat yapısını ve gelecek stratejisini yeniden belirlemesi gereken kritik bir dönemdi. Böyle dönemlerde en büyük ihtiyaç, güçlü bir istişare mekanizması ve ortak bir akıldır. Ne yazık ki süreç içerisinde ortak akıl güçlenmek yerine farklı merkezler oluşmaya başladı.
İlk büyük kırılma, Numan Kurtulmuş döneminde yaşandı. Erbakan Hocanın, yakın çalışma arkadaşlarının ısrarları üzerine genel başkanlığa taşıdığı Numan Kurtulmuş ile kısa süre sonra ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Yaşanan olağanüstü kongre süreçleri, hareket tarihinde derin izler bıraktı. Ardından HAS Parti kuruldu; kısa bir süre sonra da bu partiyi fesheden Kurtulmuş AK Parti'ye katıldı. Bu gelişmeler, sadece bir parti ayrılığı olarak görülmedi. Millî Görüş tabanının önemli bir kısmı bunu, hareketin bağımsız siyaset iddiasının ilk büyük kırılması olarak değerlendirdi. Bugün geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz ki, asıl kayıp kadrolarda değil; birlik duygusunda oluşmuştu. Bu ağır bir kayıptı.
İkinci önemli dönem, Oğuzhan Asiltürk'ün belirleyici olduğu süreçtir. Mustafa Kamalak önce Genel İdare Kurulu tarafından, ardından 2014 Büyük Kongresi'nde delegelerin oylarıyla genel başkan seçildi. Aynı kongrede Fatih Erbakan da aday olmuş ancak seçilememişti. Daha sonra Erbakan Vakfı çalışmalarına yoğunlaşmak üzere parti çalışmalarından ayrıldı.
Mustafa Kamalak döneminde Saadet Partisi, AK Parti karşısında bağımsız bir Millî Görüş çizgisi izledi. Ancak kısa süre sonra parti içerisinde yeni bir güç dengesi oluştu ve 2016 Kongresi'nde Temel Karamollaoğlu genel başkanlığa getirildi. Bu süreç, hareket içinde farklı şekillerde değerlendirildi. Kimileri bunu tabii bir liderlik değişimi olarak görürken, kimileri teşkilat iradesinin yeterince işletilmediğini savundu. Genel merkezin, dar bir garip kliğin eline geçtiğini söyleyenler de vardı.
2017 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi referandumunda Saadet Partisi "Hayır" kampanyasında yer aldı. Buna karşılık Oğuzhan Asiltürk daha farklı bir çizgi izledi; sonraki yıllarda AK Parti ile kurduğu temaslar ve yürüttüğü diyalog, hareket içerisinde yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Bir kesim bunu Türkiye'nin içinde bulunduğu şartların gereği olarak değerlendirirken, bir kesim ise Millî Görüş'ün bağımsız kimliğinin zedelendiğini düşündü.
Burada önemli olan, kimin haklı olduğu değildir.
Önemli olan, böylesine stratejik bir konuda yarım asırlık bir hareketin ortak bir irade ortaya koyamamış olmasıdır.
2018 Genel Seçimleri bu dağınıklığı daha görünür hâle getirdi. Saadet Partisi Millet İttifakı içerisinde seçime girerken, parti içerisinde AK Parti ile farklı arayışlar da devam ediyordu. Taban açısından ciddi bir kafa karışıklığı oluştu. Millî Görüş seçmeni, hareketin stratejik yönünün ne olduğu konusunda net bir tablo göremedi.
Aynı yıl Fatih Erbakan'ın Yeniden Refah Partisi'ni kurmasıyla birlikte Millî Görüş iddiasını taşıyan ikinci bir siyasi yapı ortaya çıktı. Bu gelişme bazı kesimlerde yeni bir umut oluştururken, bazı kesimlerde ise dağınıklığın daha da artacağı endişesine yol açtı.
2023 seçimleri ise bu sürecin doğal sonucunu ortaya koydu. Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi farklı ittifaklarda seçime girdiler. Aynı tarihî kökten beslenen iki siyasi hareket, Türkiye'nin en kritik seçimlerinden birinde birbirinden tamamen farklı siyasi tercihler yaptı.
Burada tekrar ifade etmek gerekir ki mesele "Kim haklıydı?" tartışması değildir.
Asıl mesele şudur:
Yarım asırlık bir fikrî hareket, ülkenin geleceğini belirleyecek böylesine stratejik bir dönemde ortak bir istişare zemini ve ortak bir siyaset üretememiştir. Milli Görüş tabanı – sağdan sola - her tarafa oy verebilir hale getirilmiştir.
Bu, sadece siyasi bir problem değildir.
Bu, kurumsal karar mekanizmalarının çöktüğünü gösteren yapısal bir problemdir.
Bu süreçler yalnızca siyasi partileri etkilemedi. Anadolu Gençlik Derneği, İGMG, ve Millî Görüş kökenli diğer sivil toplum kuruluşları da değişen şartlardan etkilendi. Vakıflar, dernekler, sendikalar, meslek kuruluşları ve diğer yapılar kendi alanlarında önemli çalışmalar yürütmeye devam etseler de, bunların tamamını ortak hedefe yönlendirecek merkezî bir koordinasyon zayıflayarak yok oldu. Bir zamanlar aynı istikamete yürüyen kurumlar, bugün çoğu zaman birbirinden bağımsız hareket eden yapılara dönüştü.
Belki de bütün bunlardan çok daha önemli olan, fikrî üretimin zayıflamasıdır.
Dünya son yirmi yılda köklü biçimde değişti. Yapay zekâ, biyoteknoloji, veri ekonomisi, dijital para sistemleri, enerji rekabeti ve jeopolitik güç mücadeleleri yeni bir çağ başlattı. Erbakan yaşasaydı, muhtemelen bu gelişmelerin her biri için yeni modeller geliştirecek, yeni kurumlar önerecek ve yeni hedefler ortaya koyacaktı. Çünkü onun en önemli özelliği, mevcut problemleri eski çözümlerle tekrar etmek değil; yeni şartlara uygun yeni çözümler bulabilmesiydi.
Bugün ise Millî Görüş'ün en büyük eksikliği tam da burada ortaya çıkmaktadır.
Sadece geçmişi anlatıyor.
Geleceği ise yeterince inşa edemiyor.
Bunun doğal sonucu olarak kadro yetiştirme mekanizmaları da zayıfladı. Bir zamanlar akademisyenler, doktorlar, mühendisler, hukukçular, sanayiciler, tüccarlar ve devlet adamları yetiştiren hareket, bugün aynı ölçekte fikir ve lider kadrosu üretememektedir. Hatta Millî Görüş'ün temel ilkelerine bağlı çok sayıda nitelikli insan, bugün bu hale getirilmiş yapıya mesafeli durmaktadır.
Bütün bunlar bize tek bir gerçeği göstermektedir.
Millî Görüş'ün bugünkü problemi ne sadece oy oranıdır ne de sadece teşkilat meselesidir.
Asıl problem, stratejik merkezini ve gücünü kaybetmiş olmasıdır.
Eskiden bütün kurumları aynı hedefe yönlendiren bir merkez vardı.
Fikir üreten bir merkez vardı.
Kadro yetiştiren bir merkez vardı.
Türkiye'yi okuyan, dünyayı analiz eden ve geleceğe dair strateji geliştiren bir merkez vardı. Ve bunların hepsi birleşik bir güç oluşturuyordu.
Bugün ise aynı fikre inanan insanlar farklı partilerde, farklı kurumlarda ve farklı platformlarda mücadele ediyorlar; fakat bu mücadeleyi ortak bir hedefe dönüştürecek merkezî bir akıl bulunmuyor.
İşte mesele budur.
Bu sebeple sorun artık sadece Saadet Partisi'nin değildir.
Sadece Yeniden Refah Partisi'nin de değildir.
Sadece AGD'nin, İGMG'nin veya diğer Millî Görüş kuruluşlarının da değildir.
Bu mesele, doğrudan doğruya Millî Görüş'ün beka meselesidir.
Çünkü medeniyet hareketleri, tek tek kurumlarla değil; ortak fikir, ortak hedef ve ortak stratejik akılla güç üretir ve ayakta kalırlar.
Bugün Millî Görüş'ün yeniden ihtiyaç duyduğu şey, yeni bir parti değil; yeniden inşa edilmiş bir stratejik merkezdir.
Bütün kurumları aynı hedefe yöneltecek…
Yeni fikirler üretecek…
Yeni kadrolar yetiştirecek…
Dünyayı doğru okuyacak…
Türkiye'nin önüne yeniden büyük hedefler koyacak bir merkez.
Ancak o zaman Millî Görüş yeniden bir medeniyet hareketi olarak tarih sahnesindeki yerini alabilir.
Çünkü bugün acı da olsa kabul edilmesi gereken gerçek şudur:
Bugün hiçbir yapı tek başına Millî Görüş'ü temsil edecek güçte değildir.
Millî Görüş, bir partiden daha büyüktür.
Millî Görüş, bir teşkilattan daha büyüktür.
Millî Görüş, bir medeniyet iddiasıdır.
Ve medeniyetler ancak müşterek akılla yeniden ayağa kalkarlar.
Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN