Şunu unutmamak lazımdır.
Emperyal güçler,
bir bölgeden çekilirken, öylece elini kolunu sallayıp gitmezler.
Geride çözülmemiş problemler, yapay sınırlar, etnik-dinsel fay hatları, vekâlet savaşları ve inatçı figüranlar bırakırlar.
Bu, bilinçli bir stratejidir.
Bugün benzer bir dönüm noktasındayız.
Batı merkezli dünya düzeni, Ortadoğu ve Avrasya’dan adım adım çekiliyor. Ancak bu geri çekilme bir “boşluk” değil, yeni tuzaklar ve çakıl taşlarıyla döşenmiş bir geçiş sürecidir.
Türkiye, bu süreçte sadece kendi sınırlarını değil, bölgesel istikrarı da yeniden tanımlamakla karşı karşıyadır.
Batı'nın bıraktığı problemleri aynen devralırsak kaos artar.
Ama adalet merkezli, yerli ve bölgesel dinamiklere dayalı yeni bir sistem kurulursa, kaos değil, düzen doğar.
Olası kaosu boşa çıkaracak tek şey, adil bir sistemdir.
Asıl marifet,
emperyal güçlerin bıraktığı problemleri yeni bir adil sistem önermesi ile etkisiz hâle getirmektir.
Bu,
sadece askeri güçle değil;
siyasi vizyon, ekonomik sistem, kurumsal altyapı ve kültürel inşa ile olur.
Türkiye,
bir sabah bölgenin fiilî lideri olarak uyanabilir!
Bu bir hayal değil, tarihin tekerrür etmesi durumudur.
Ama bu liderlik,
iyi hazırlanmış bir sistem inşaasına dönüşmezse,
bizi çökerten bir külfet haline gelir!