Her yıl Ramazan yaklaşırken aynı manzarayla karşılaşmak artık insanın içini burkuyor. Bir yanda oruca hazırlanan, sofrayı nasıl kuracağını düşünen insanlar; diğer yanda bunu fırsata çevirenler… Gün boyu aç kalan, akşam iftarını mütevazı bir huzurla yapmak isteyen toplumun bu hassasiyetini hiçe sayarak temel gıda ürünlerine acımasızca zam yapanların varlığı kabul edilebilir değildir. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda vicdani bir meseledir.
Ramazan bereketin, paylaşmanın, empati kurmanın ayıdır. Açlığı hissetmek, ihtiyaç sahibinin hâlini anlamak, sahip olduklarımızın kıymetini bilmek için bir fırsattır. Ancak bazıları bu anlamı tersine çevirip insanların mecburiyetini kazanç kapısına dönüştürmeye çalışmaktadır. Fiyatları umarsızca yükseltmek, toplumun dayanışma duygusunu zedelediği gibi güven duygusunu da aşındırmaktadır.
Bu meseleye dinî açıdan bakıldığında da tablo nettir. İslam ahlakında ölçü ve adalet esastır. Ticarette dürüstlük, kul hakkından sakınmak, zorda olanı gözetmek temel prensipler arasındadır. İnsanların ihtiyacını istismar etmek, özellikle kutsal bir ayın manevi atmosferinde bunu yapmak, dinin öğrettiği merhamet ve sorumluluk anlayışıyla bağdaşmaz. İnanç, yalnızca ibadetle değil davranışla da kendini gösterir. Bir yanda oruç tutarken diğer yanda başkalarının sofrasına yük bindirmek, bu bütünlüğü zedeler.
Peki Ramazan’ı nasıl geçirmeliyiz? Öncelikle bu ayın sadece aç kalmaktan ibaret olmadığını hatırlayarak. Oruç; dili kötü sözden, kalbi kırıcı davranıştan, eli haksız kazançtan uzak tutmayı da içerir. Paylaşmak, ihtiyaç sahibini gözetmek, komşuyu hatırlamak, sofrayı büyütmek değil bereketlendirmek önemlidir. İsraftan kaçınmak, sabrı güçlendirmek, ibadet ve tefekkürle ruhu dinlendirmek bu ayın özünü oluşturur. Ramazan; insanın kendini yenilemesi, topluma karşı sorumluluğunu hatırlaması için bir imkândır.
Toplum olarak bu ayın ruhuna sahip çıkmak hepimizin görevidir. Fırsatçılığa prim vermemek, adil davrananı desteklemek, paylaşma kültürünü canlı tutmak gerekir. Çünkü Ramazan sadece bireysel bir ibadet zamanı değil, aynı zamanda ortak bir ahlak sınavıdır. Bu sınavdan başarıyla çıkmak, sofralarımız kadar vicdanlarımızı da temiz tutmakla mümkündür.