SAĞLIKTA İNSAN MI ÖNDE, PARA MI?

Bu görseli kim tasarladı, doğrusu bilmiyorum.

Ama kim düşündüyse, güzel bir iş çıkarmış.

Özel hastanelerle devlet hastaneleri arasındaki farkı, bundan daha çarpıcı nasıl anlatabilirdi, bilemiyorum.

İçlerinde iyileri yok mudur?

Elbette vardır.

Benim sözüm, bütün hekimlere, bütün hastanelere değil. İşini hakkıyla yapan, hastasının derdini kendi derdi bilen hekimlerin başımın üstünde yeri var.

Ama...

İstisnalar kaideleri bozmaz, derler.

Ve insan, sağlık söz konusu olduğunda yaşadıklarını unutamıyor.

Hele ki yaşadıkları, kendi ailesinin başından geçmişse...

BİR HASTA, BİR TEŞHİS, ÜÇ AMELİYAT!

Bir gün ablam rahatsızlanmış.

Eniştem, soluğu özel hastanede almış.

Haber alır almaz ben de yanlarına gittim.

"Durum nedir?" diye sordum.

"Kolon kanseri teşhisi koydular. Ameliyat olacak." dedi.

Bir hekimden söz etti. Öyle övdü, öyle methetti ki...

"Çok iyi bir doktor. Hemen ameliyat olacak. Yarın ameliyat ediyorlar." dedi.

Dilimin döndüğünce, yaşadıklarımdan örnekler vererek uyardım.

"Bir dakika. Hemen karar vermeyin. Başka bir hastanede, başka bir hekim tarafından da kontrol ettirin. Bir teşhisin doğruluğundan emin olun."

Ama doktorun çok iyi olduğu konusunda ısrar ediyordu.

Daha fazla üstelemedim.

Boynumu büktüm.

Ablam için dua ettim.

Ertesi gün ameliyat oldu.

Bağırsaklarını dışarı alıp torba takmışlardı.

Üç dört gün sonra taburcu edildi.

Eve gitti.

Birkaç gün sonra yeniden hastaneye kaldırıldı.

Bir kez daha ameliyata aldılar.

Yine birkaç gün yatırıp eve gönderdiler.

Özel hastaneye ödenen para mı?

O günün şartlarında bir araba parası kadardı!

Ama mesele yalnızca ödenen para değildi.

Mesele, insanın canıydı.

Mesele, bir ailenin umutlarıydı.

Mesele, bir hastaya konulan teşhisin doğruluğuydu.

ÜÇÜNCÜ DURAK: ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ

Ablamı üçüncü kez, zor yetiştirdik Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne.

Tahliller yapıldı.

Tetkikler gerçekleştirildi.

Sonuçlar değerlendirildi.

Ve...

Kolon kanseri olmadığı anlaşıldı!

Bir süre tedavi gördü.

Bugün, Allah'a şükür, maşallah turp gibi.

Şimdi soruyorum:

Bir insana yanlış teşhis konulmasının, peşinden ameliyatlar yapılmasının ve bir ailenin hem maddi hem manevi bedeller ödemesinin hesabını kim verecek?

Ben hekim değilim.

Bir teşhisin neden yanlış konulduğunu, ameliyatların tıbben gerekip gerekmediğini değerlendirecek bilgiye sahip değilim.

Ama bir hasta yakını olarak yaşadıklarımı anlatmaya hakkım var.

Ve şunu düşünmeden edemiyorum:

Acaba bizler, hastasına güler yüz gösteren, güzel konuşan, kendisini iyi hissettiren herkesi iyi hekim sanıyor olabilir miyiz?

Oysa hekimlik, yalnızca iyi davranmak değildir.

Hekimlik; bilgi, tecrübe, vicdan, sorumluluk ve doğru teşhis meselesidir.

BEN ŞİFAYI NEREDE BULDUM?

Bugüne kadar çok ciddi rahatsızlıklarla mücadele ettim.

Hayatımın farklı dönemlerinde ağır sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldım.

Her birinde, devlet ve üniversite hastanelerimizde görev yapan, işinin ehli hekimlerin şifalı ellerine teslim oldum.

Önce Yaradan'a, sonra hekimlerimize güvendim.

Allah'a şükür, her birinden ayağa kalkarak çıktık.

Hayata yeniden tutunduk.

Bana yeniden nefes almayı, yeniden yürümeyi, yeniden yaşamayı nasip eden hekimler oldu.

Onların hakkını nasıl ödeyebilirim?

Ankara'da bir hocam var.

Ciğerimin yarısını alıp çöpe atarak, Allah'ın izniyle bana üçüncü hayatı veren güzel insan.

Onun benim hayatımdaki yeri başkadır.

Bir gün sağlık sisteminden söz açıldığında bana şöyle demişti:

"Ben annemi de babamı da eşimi de çocuklarımı da göz ve diş tedavisi dışında özel hastaneye götürmem. En vasat devlet hastanesine giderim, yine de özel hastaneye gitmem."

Bu sözleri ilk duyduğumda, ne demek istediğini tam anlayamamıştım.

İnsan bazen bir sözü duyduğu anda değil, yıllar geçtikçe anlıyor.

Son 10-12 yılda gördüklerim...

Bizzat yaşadıklarım...

Karşılaştığım sağlık hikâyeleri...

Bana hocamın sözlerini defalarca hatırlattı.

"Hocam haklıymış." dedim.

Şimdi o sözler, zihnimin bir köşesinde değil, adeta alnımın ortasında duruyor.

Ve konu sağlık olduğunda, dostlarıma da tavsiye ediyorum.

PARASI ÇOK OLANIN ŞİFASI DA MI ÇOK?

Tanıdığım nice insan var.

Benim nazarımda, basit bir hastalık için bile özel hastanelere milyonlar, on milyonlar ödeyenler...

İnsanların tercihine, maddi imkânlarına, hekimlerine duydukları güvene karışmak elbette bana düşmez.

Herkes kendi şartları içinde karar verir.

Ama sağlık, öyle bir mesele ki...

İnsanın parasıyla değil, doğru teşhisle, doğru tedaviyle, doğru hekimlikle hayat bulması gerekir.

Hastanın cebine göre değil, ihtiyacına göre yaklaşılmalı.

İnsan, hastane kapısından içeri girdiğinde önce insan olarak görülmeli.

Müşteri olarak değil.

Bir ödeme kalemi olarak değil.

Bir dosya numarası olarak değil.

Bir insan olarak...

Annesiyle, babasıyla, çocuğuyla, eşiyle, hayalleriyle, korkularıyla, umutlarıyla...

Çünkü o hastane odasında yatan insanın arkasında bir aile vardır.

Bir ev vardır.

Bir hayat vardır.

EŞE DOSTA SÖYLEMEK DE ZOR!

Sağlık söz konusu olduğunda, eşe dosta fazla bir şey demeye gelmiyor.

Herkesin kendi doktoru var.

Herkesin güvendiği bir hastane var.

Kimi özel hastaneden memnun.

Kimi devlet hastanesinden.

Kimi yaşadığı bir olaydan dolayı bir daha başka kapıdan içeri girmek istemiyor.

Kimi de parası neyse vereyim, yeter ki iyi olayım diyor.

Bunların hepsini anlayabiliyorum.

Benim derdim, kimsenin tercihini küçümsemek değil.

Benim derdim, sağlığın ticari kaygıların gölgesinde kalmaması gerektiğini hatırlatmak.

Ve bir de şu:

İnsan, bir hekime güvendiğinde, o güvenin karşılığında doğru bilgiye ve dürüst bir tıbbi değerlendirmeye layıktır.

ŞİFA İLE TİCARETİN ARASINDAKİ ÇİZGİ

Şunu da açıkça söyleyeyim:

Özel hastanelerde işini büyük bir özveriyle yapan, hastasına sahip çıkan, insan hayatını her şeyin önünde tutan hekimler elbette vardır.

Devlet hastanelerinde de her hekim aynı değildir. Her hastane, her hizmet ve her deneyim aynı olmayabilir.

Bir kurumu veya bütün bir meslek grubunu tek bir olay üzerinden değerlendirmek doğru olmaz.

Ama yaşanmışlıklar da görmezden gelinemez.

Bir insanın canı söz konusuysa...

Bir teşhis konuluyorsa...

Bir ameliyat kararı veriliyorsa...

İkinci görüş almak, sorular sormak, tıbbi kararları anlamaya çalışmak bir lüks değil, hastanın hakkıdır.

Ve hekimlerin de hastalarına bu güveni vermek, gerektiğinde başka bir görüşe yönlendirmek gibi mesleki sorumlulukları vardır.

Benim Ankara'daki hocamın sözleri, yıllardır kafamın içinde çınlıyor.

Siz de görsele iyi bakın.

Belki bir şeyler düşünmenize vesile olur.

Belki bir teşhis karşısında acele etmemenizi sağlar.

Belki bir başka görüş almayı hatırlatır.

Belki de şifa ile ticaret arasındaki farkı daha dikkatli sorgulamanıza vesile olur.

Kim bilir?

SON SÖZÜMÜZ İNSANA...

Benim bütün hekimlerimize, sağlık çalışanlarımıza saygım var.

İşini hakkıyla yapan, gecesini gündüzüne katan, hastasının derdini kendi derdi bilen herkese minnettarım.

Bana yeniden hayat veren hekimlerimi de ömrüm boyunca unutmayacağım.

Ama sağlık sistemi konuşulacaksa, hastanın hakkı konuşulmalı.

Teşhisin doğruluğu konuşulmalı.

Hekimin sorumluluğu konuşulmalı.

Hastanın güveni konuşulmalı.

Ve insan hayatının, hiçbir ticari hesabın gerisine düşmemesi gerektiği konuşulmalı.

Çünkü hepimiz bir gün o hastane kapısından içeri girebiliriz.

Hepimiz bir gün bir hekimin karşısında oturabiliriz.

Hepimiz bir gün bir yakınımız için doğru kararı vermeye çalışabiliriz.

O gün geldiğinde, ihtiyacımız olan şey yalnızca güzel sözler değil...

Doğru teşhis. Doğru tedavi. Vicdanlı hekimlik.

Rabbim bütün hastalarımıza şifa, bütün hekimlerimize güç ve kolaylık versin.

Her birinize sağlık, afiyet ve huzur diliyorum.

Şifa Allah'tan. Vesile olanlardan razı olsun.

20 Eylül 2026 | Balıkesir

{ "vars": { "account": "G-HYBEHJ7KSN" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }