Bizim şehirde öyle tipler var ki; herkes tiksinmesine rağmen ne hikmetse el üstünde tutuluyor. Toplumun genelinde hâkim olan tek bir cümle var: "Aman bana bulaşmasın, uzak dursun da kime ne yaparsa yapsın..."
Yıllardır süregelen o meşhur "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" sessizliği...
İşte bu sessizlik, bu vurdumduymazlık yüzünden birtakım şarlatanlar kendilerini bulunmaz insan kumaşı sanıyor. Aslı astarı olmayan iddialarla, yalan yanlış bilgilerle kişilere ve kurumlara saldırarak kendilerince itibar ve kimlik kazanmaya çalışıyorlar.
Açık konuşmak lazım. Dik duruş sergilemekten aciz bazı belediyeciler olmasa, bu tiplerin adları bile anılmayacak. Belli ki birileri tarafından gayet iyi besleniyorlar. Öyle olmasa bu kadar türeyip üreyemezlerdi!
Hatta yetmiyor; tıpkı Uşak'ta ortaya çıkan skandallarda olduğu gibi, bazılarını "çalışıyormuş gibi" gösterip kamu kaynaklarından besleyenler bile var.
Bu kentin şu an en çok ihtiyaç duyduğu şey; dedikodudan, iftiradan ve kirli çıkar ilişkilerinden bir an önce arınmaktır.
Şehirler, şarlatanların maskaralıklarıyla değil; dürüstlükle, emekle ve liyakatle büyür.
Başka bir şehirde olsa arkasına teneke bağlanıp kovalanacak tiplerin Balıkesir'de el üstünde tutulmasıdır belki de Kuvayı Milliye Şehri'nin bir ileri iki geri saymasının asıl sebebi...
Her zaman söylediğim bir sözle bitireyim:
Yaralanmamış olan, başkasının yarasıyla alay edermiş...
İşte bu şarlatan tayfasının itibar suikastına maruz kalan arkadaşlarıyla alay edenler, bunu kahkahalarla anlatanlar; gün gelip kendileri de o çamura batınca ciyak ciyak bağırmaya başlıyor ya... En çok da buna üzülüyorum.
Bu şehrin dinamikleri daha neyi bekliyor? Titreyip ne zaman kendine gelecek, gerçekten merak ediyorum.
Selâmetle...