TÜRKİYE'Yİ ÇIKMAZDAN ÇIKARANLAR - 2

Bir önceki yazımda, Türkiye’nin son yirmi yıllık süreçte karşı karşıya kaldığı ekonomik ve siyasi zorluklardan çıkışında liderlik faktörünün önemine değinmiş, özellikle güçlü yönetim anlayışının ülkenin yönünü nasıl değiştirdiğini ele almıştık. Bu yazıda ise, bu dönüşümün sürdürülebilirliği ve geleceğe etkileri üzerinde durmak yerinde olacaktır.

Türkiye’nin çıkmazlardan çıkış süreci devlet-millet ilişkisinin nasıl yeniden şekillendiğidir.

Son yıllarda özellikle sosyal devlet anlayışının güçlendirilmesi, sağlık, ulaşım ve eğitim alanlarında yapılan yatırımlar, vatandaşın günlük hayatında somut karşılıklar bulmuştur.

Bununla birlikte, küresel ölçekte yaşanan krizler, pandemi süreci, bölgesel çatışmalar ve ekonomik dalgalanmalar, Türkiye’nin elde ettiği kazanımları test eden önemli gelişmeler olmuştur.

Bu noktada devlet yönetiminde kararlılık ve hızlı karar alma mekanizmalarının önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Kriz anlarında sergilenen refleksler, sadece mevcut durumu yönetmekle kalmamış, aynı zamanda geleceğe yönelik yeni stratejilerin de kapısını aralamıştır.

Bahsettiğimiz küresel krizlerden en önemlisi olan pandemi süreci bütün dünyada yaşanmışken ve gelişmiş ülkelerin çoğunda büyük kayıplara yol açmışken ülkemiz de diğer ülkelere kıyasla daha az kayıpla kurtulmuştur.

Öte yandan, güçlü liderlik kadar kurumsal yapının sağlamlığı da büyük önem taşımaktadır.

Devletin farklı organları arasındaki uyum, bürokrasinin etkinliği ve milli hedefler doğrultusunda hareket edilmesi, sürdürülebilir başarının temel taşlarıdır.

Bu bağlamda, siyasi irade ile devlet aklının ortak hareket etmesi, Türkiye’nin önümüzdeki süreçte karşılaşabileceği yeni çıkmazları aşmasında belirleyici olacaktır.

7 Ağustos 2003 yılında The Washington Post gazetesinde Condoleezza Rice (Barrack Obama Dönemi Dış İşleri Bakanı) tarafından kaleme alınan köşe yazısında, "Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişecek, buna Türkiye de dahil" ifadesiyle başlayan analizlere kaynak teşkil ediyor.

Amerika gibi güçlü bir ülkenin siyasi temsilcisinin 2003 yılında ortaya koyduğu iradeye rağmen olasılıkları önceden görüp önlemlerini alan bu iki lider, coğrafyamızda ki olayların ortaya çıkmasıyla başarılı olduğunu söylemek kaçınılmazdır.

Amerikan destekli İsrail’in sınır tanımaz hadsizliği, 1000 yıldan fazla dost olan Arap İslam aleminin 9 ülkesinin (BAE, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Irak, Ürdün, Filistin, Katar, Umman), İran/Lübnan Savaşı’na itilmesi, savaşan iki devlet yanında yukarı da yazılan ülkelerdeki yıkımı tarif edilemeyecek büyüklüğe getirmiştir.

Amaç Amerika’nın uydu devleti olan İsrail’in Orta Doğu ya tek hakimiyetidir.

Petroldür, doğalgazdır, hürmüzdür.

Sıra bu saydığımız ülkelere de gelecektir.

Ülkemiz adına söylenen ve yazılanları bertaraf etmek iki usta liderin en önemli başarısı ve dik duruşlarıdır.

Ortadoğu da yaşanacak senaryoyu önceden sezen iki lider, ayrıca hiçbir iktidarın el uzatmadığı güneydoğu bölgesine el uzatıp söz konusu bölgeyi kalkındıran bir tavır takınarak, dış güçlerin maşa olarak kullandığı pkk ya geçit vermemiştir. Ayrıca Terörsüz Türkiye adı altında çözüm sürecini resmen başlatmıştır.

Elbette her dönemde olduğu gibi bu süreçte de eleştiriler, farklı görüşler ve tartışmalar olacaktır.

Ancak önemli olan, bu farklılıkların ülkenin ortak menfaatleri doğrultusunda bir zenginlik olarak değerlendirilebilmesidir.

Çünkü güçlü devletler, yalnızca başarılarıyla değil, aynı zamanda eleştirilere verdikleri somut cevaplarla da büyürler.

Bir sonraki yazımızda, Türkiye’nin küresel sistem içerisindeki konumunu ve önümüzdeki dönemde karşılaşabileceği fırsat ve tehditleri ele alacağız.

16/04/2026

Sağlıcakla kalın.

{ "vars": { "account": "G-HYBEHJ7KSN" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }