YA ERKEN GELDİK, YA BU ÇAĞ BİZE FAZLA GELDİ

Bu çağın insanının; Gözleri var, ama görmüyor, Kulakları var, ama duymuyor. Kalpleri var, ama hissetmiyor. Dilleri var, ama gerçekleri söyleyemiyor. Belki de mesele şu...

Çok erken geçtik hayattan…

Çok çabuk yorulduk.

Oysa henüz yolun yarısına bile gelmedik.


Bu yorgunluk bedensel değil; uykuyla, tatille, bir fincan kahveyle geçecek cinsten de değil.

Bu, her şeyi erken fark etmenin, her şeyi olması gerekenden önce anlamanın verdiği bir yorgunluk.

Anlamanın yükü ağırdır.

Hele ki her şeyin bu kadar “boş”, bu kadar “geçici” olduğunu genç yaşta kavrarsan, insan erken ihtiyarlıyor.

Ne çocukluğumuzu, ne gençliğimizi yaşadık. O günlerde bile ekmeğin peşinde koşanlardık.

Anlamaz, bilmezdik bir diğerinin mutluluğuyla mutlu olmanın ne manaya geldiğini.

Biz genç ihtiyarladık.

İşte bu sebeple hastaneler evimize dönüştü!



Acayip bir çağdayız!

Ne durmaya tahammülü olan var ne de derinleşmeye.

Herkes hızla tüketiyor; zamanı, insanları, değerleri…

Bilgi çoğaldıkça hikmet azaldı, imkânlar arttıkça kanaat kayboldu.

Kalabalıklar büyüdü ama gönüller küçüldü.

Oysa Mevlâna ne diyor:
“Faraza bir denizi bir kaseye döksen, ne kadar su sığar?”

Servetin deniz gibi olsa bile ondan istifaden, mideye bir günlüğüne dolacak kadar olandır.

Geri kalanı sadece yüktür, sadece hesaptır.



Ama çağımızın insanı, ihtiyacı olandan fazlasını değil, tükenmez bir hazineyi arzuluyor.

Yetinmeyi zayıflık, kanaati kayıp sayıyor.

Daha çok kazanmak için daha çok hevesin, daha çok hırsın peşinde koşuyor.

Hadi bunu bir yere kadar anlayabiliyorsun…

Asıl acı olan;
Kazanırken, en yakınındakinin kaybetmesini arzulamak.

Kendi yükselişini başkasının düşüşüne bağlamak.

..ve bundan mutluluk duymak!

İşte bu, hırs değil; bu düpedüz vahşilik..

Rekabet adı altında vicdanın ezildiği, başarı uğruna merhametin feda edildiği bir zaman dilimindeyiz.

İnsanlar ekmeğini büyütmek için değil, başkasının lokmasını küçültmek için uğraşıyor.

Birinin kazanması, diğerinin yok olması şartmış gibi yaşanıyor bu çağ.

İşte bu yüzden yorulduk.

Bu yüzden erken yaşlandık.

Bakalım bu çağın insanıyla ne kadar yol alabileceğiz?

Ne kadar tahammül edebileceğiz bu hoyratlığa, bu duyarsızlığa, bu “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” veya "Sen haklısın ey Musa ama bizim karnımızı Firavun doyuruyor" anlayışına?

Bu çağın insanının
Gözleri var, ama görmüyor,
Kulakları var, ama duymuyor.
Kalpleri var, ama hissetmiyor.
Dilleri var, ama gerçekleri söyleyemiyor.

Belki de mesele şu,

Biz bu çağa erken geldik…

Ya da bu çağ bize fazla geldi.

Sen ne dersin bizim çağın kalenderi Haydar Aydın hocam?

Selâmetle..

#06Ocak #RamazanDemir #KendimeNotlar #Balıkesir