Şunu hala anlayabilmiş değilim

Geçmişten bugüne merkezi hükümet ile yerel yönetimlerde gerçekleşen her değişimde, ve yaşanan her ekonomik krizde tasarruf için akla ilk basın gelir her nedense!

Yayınlanan genelgelerle gazete, radyo, televizyon, ajans aboneliklerinin sonlandırılması, ilan reklamlarının kesilmesi istenir, sanki ülkeyi ve belediyeleri gazeteciler yönetip darboğaza sokmuşcasına!.

31 Mart itibariyle yerel yönetimlerde gerçekleşen değişimle beraber benzer sahneleri yeniden yaşıyoruz.

Sadece Balıkesir'de değil, ülkenin bir çok noktasından koro halinde sesler yükseliyor.

Batışın sorumlusu (!) gibi gösterilmeye çalışılan basın aynası olduğu toplumun önündeki ateşe atılıyor mübalağalı biçimde.

Buradaki gerçek amacın "tasarruf" olmadığını herkesten çok siyasetçi biliyor!

Maksat üzüm yemek olsa, kırılıp sökülen makam kapılarının, yaygara koparılarak satışa çıkarılan veya sözleşmesi gereği parası ödeneceği halde geri iade edilen makam araçlarının yerine bir vakit sonra sessiz/sedasız üst segment araçlar alınır mıydı?

Özel makam katları oluşturulur, her başkan yardımcısına, şube müdürüne, birim amirine ayrı makam arabası, ayrı sekreter, özel koruma, özel fotoğrafçı, sosyal medya paylaşıcısı yetmezmiş gibi yakın akrabalar en güzel kadrolara getirilir miydi!

....vb. saçmalıklar silsilesi süre gelir miydi hiç...

Niyet tasarruf olsaydı;

memleketin hal-i pür melali bu olmazdı değil mi!!!

Ah keşke;

Gazete aboneliklerini sonlandırmak, radyo ve tvlerin ilan/reklamlarını kesmekle her şey yoluna girse!

Bütün halk buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsa...

Ah keşke inanılsa..

Gazeteciler şehirlerin aynasıdır.

Gazeteciler olmasaydı bugün bildiğiniz bir çok şeyi bilmez, görmez, duymaz, kapalı kapılar arkasındaki pazarlıklardan haberdar olmazdınız.

Bilseniz, görseniz, duysanız da sesinizi çıkaramaz,

Emanın kaybolmasıyla imarın bozulduğunu bilseniz de tarihe not düşemezdiniz.

Şehirlerin gözü görmez, sesi duyulmaz, kamuoyu oluşmaz, gücü ve makamı elinde bulunduranlar her yasal hakkı kendine helal görebilirdi.

Dönemin

Maarif Nazırı Haşim Paşanın;

şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” biçiminde söylediği rivayet olunan sözü bilirsiniz.

Kimi anlar esprili şekilde dillendirilen o sözü bugünkü tabloya şöyle uyarlayalım;

u İbrahim Müteferrika denen zat-ı muhterem şeytan işi yayıncılığı getirmeseydi ne güzel idare ederdik memleketi.."

Böyle düşünen kimbilir kaç düzenbez (!) siyasetçi var!

Usulsüzlüklerimiz, adam kayırmalarımız görülmesin, bilinmesin, duyulmasın diye şarlatanları besleyen kim bilir kaç yerel yönetici ve kirli ilişkilerinin gün yüzüne çıkmasından ürküp korkan kim bilir kaç sözde iş insanı var!!

Sözün özü;

Gerçek gazetecilerile siyasetçiler etle tırnak gibidir.

İki cenahın üstlendiği misyon benzerdir.

Kamu adına görevlerini ifa etmeleri için her vakit birinin diğerine ihtiyacı vardır.

Buradaki püf noktası iyiyle kötüyü, güzelle çirkini ayırt etme meselesidir.

Bugün yaşadıklarımız siyasetçinin de, gazetecinin de iyisiyle kötüsü ayırt edilemediğindendir.

Kurunun yanında yaşın yanması biraz da bundandır.

Bu sebeple siyasette ahlak, gazetecilikte meslek yasası şarttır bizim gibi ülkelerde..

Selametle..

28 Nisan 2024 | Balıkesir | Ramazan Demir