MEDYA GÜNDEMİ

Memleketimden SAHTE GAZETECİLİK örnekleri!

Yapay zekâ ile hazırlanan künyesiz gazete sayfaları, sosyal medyada “yayın organı” algısı oluşturarak gazetecilik mesleğinin ciddiyetini tartışmaya açıyor. Gerçekte yayımlanmayan, hukuki sorumluluğu bulunmayan ve yalnızca propaganda amacı taşıyan “gazete görünümlü” içerikler; medya etiği kadar hukuk açısından da sorgulanmayı hak ediyor.

> MALUM KİŞİ yazdı

SOSYAL medyada gazete birinci sayfası görsellerini görüyorsunuzdur; istemeseniz de karşınıza çıkıyor bunlar sürekli. İlk bakışta gerçek sanılıyor. Logosu var, tarihi var, manşeti var, sütun düzeni var… Hatta kimi zaman sayı numarası bile yer alıyor. Ama ortada gerçek anlamda yayımlanan bir gazete yok. Ne künyesi belli, ne sorumlu yazı işleri müdürü var, ne resmî bir yayın kaydı, ne dijital arşivi, ne de hukuki sorumluluğu…

***

Yapay zekâ programlarında birkaç komutla hazırlanmış, tamamen kurgu başsayfalar bunlar.

Balıkesir’de bunun son örneklerinden biri, AK Parti Altıeylül ve Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi avukat Mehmet Birol Şahin’in sosyal medya paylaşımlarında karşımıza çıkıyor. “Gerçek Gündem”, “Haber 6”, “10’un Sesi” gibi isimlerle servis edilen gazete görünümlü sayfalar; gerçekte yayımlanan medya organları değil. Basılı değiller, dijital haber platformu değiller, kayıtlı yayın değiller. Ama bilinçli şekilde gazete yayımlanıyormuş algısı oluşturuyorlar.

Sorun tam da burada başlıyor.

***

Bir siyasetçi elbette eleştirir; icraatları beğenmez, sert muhalefet yapar, açıklama yayımlar, broşür bastırır, video çeker. Bunların hepsi siyasetin doğasında var olan şeyler. Kimsenin buna itirazı olamaz.

Ancak iş, gazete kimliğini taklit etmeye geldiğinde mesele değişir.

Gazetecilik; kafasına göre logo üretip manşet atmak değildir. Bir meslektir. Hukuki sorumluluğu vardır. Resmî zemini vardır. Künyesi vardır. Vergisi vardır. Muhatabı vardır. Basın Kanunu kapsamında değerlendirilir. Yayıncılık kayıtları vardır. İtiraz hakkı vardır. Düzeltme ve cevap hakkı vardır. Sorumlu müdürü vardır. Arşivi vardır. Hesap verilebilirliği vardır.

Bugün Türkiye’de ister basılı olsun ister dijital, gerçek bir yayın organı olmanın belirli yükümlülükleri bulunuyor. Çünkü medya, kamusal etki üreten bir alandır. Güven ilişkisiyle çalışır.

***

Gerçekte var olmayan gazeteleri varmış gibi sunmak, kamuoyunda medya gücü algısı oluşturmak, etik midir? Daha önemlisi; hukuken tamamen masum bir iş midir?

Hayır, bu konu yalnızca etik tartışma başlığıyla geçiştirilemez.

Ortada açık biçimde bir algı üretimi var.

Künyesiz, denetimsiz, sorumsuz ama gazete estetiğiyle hazırlanmış bu sayfalar; vatandaşta gerçek yayın hissi oluşturuyor. İnsanlar gerçekten böyle gazetelerin yayımlandığını düşünebiliyor. Zaten amaç da tam olarak bu izlenimi vermek.

İşte bu yüzden konu medya hukuku açısından da incelenmek zorundadır.

Çünkü burada olmayan bir medya yapısı varmış gibi gösteriliyor, yayıncılık faaliyeti algısı oluşturuluyor, gazetecilik mesleğinin itibarı sulandırılıyor, medya ile propaganda arasındaki çizgi bilinçli biçimde bulanıklaştırılıyor.

Üstelik bunu yapan kişi bir hukukçuysa, durum daha da dikkat çekici hale geliyor.

Bir avukatın; hukuki zemini tartışmalı, künyesiz, sorumsuz ama gazete görünümünde içerikler üretmesinin ayrıca sorgulanması gerekir.

***

Kimse çıkıp da “bunlar sadece görsel” savunmasına sığınmasın.

Elbette yapay zekâ ile gazete tasarımı yapmak suç değildir. Ama olmayan gazeteyi varmış gibi sunmak, medya etkisi oluşturmak, bunu sistematik propaganda aracına dönüştürmek başka bir şeydir.

Bugün sosyal medyada herkes istediği tasarımı yapabiliyor diye, gazetecilik çocuk oyuncağına çevrilemez.

Nasıl ki bir gazeteci cübbe giyip kendini savcı ilan edemiyorsa, sahte baro logosuyla hukuk bürosu açamıyorsa, gazeteci olmayan biri de gazete yayımlıyormuş algısı oluşturarak medya kimliği üretemez.

***

Burada ayrıca kullanılan gazete isimleri de önemli. “Haber”, “Gündem”, “Gerçek Gündem”, “Ses” gibi jenerik kelimelerle türetilen isimlerin bir kısmı hâlihazırda başka yayın organları tarafından kullanılıyor olabilir. Bu durumda marka, isim hakkı ve telif tartışmaları da gündeme gelebilir.

Bu noktada gazetecilik mesleği ve gazete yayımcılığı itibarsızlaştırılıyor.

Emek vererek yayın yapan, vergi ödeyen, çalışan istihdam eden, hukuki sorumluluk taşıyan gerçek gazetelerle, yapay zekâda birkaç dakikada üretilmiş sahte başsayfalar aynı zemine çekiliyor.

Bu kabul edilemez.

Özellikle gazeteci meslek örgütlerinin, yayıncıların ve basın kuruluşlarının bu konuda sessiz kalmaması gerekir. Çünkü bugün eğlenceli tasarım gibi sunulan bu anlayış, yarın sahte haber üretiminin, manipülatif propaganda ağlarının ve dezenformasyon düzeninin normalleşmesine dönüşebilir.

Gazete,logo koyup manşet atmaktan ibaret değildir.

Gazetecilik sorumluluk işidir.

Gazetecilik, yapay zekâ oyuncağına dönüştürülerek değersizleştirilemez.

***

Konuyu Politikacı ve hukukçu kimliğiyle tanıdığımız Mehmet Birol Şahin özelinde ele aldık ama, buna benzer eylemler çok sık çıkıyor karşımıza.

Mesleğin itibarını korumak, yayımcı sorumluluklarının bir gereği. Bu sahte gazetecilik olayını her açıdan irdelemek, direnç göstermek, mücadele etmek gerçek gazetecilerin görevi.
Yazının tamamını politikam gazetesinden okuyabilirsiniz.

{ "vars": { "account": "G-HYBEHJ7KSN" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }