ÇEVRE

ŞEHRİ YÖNETMEK Mİ, ŞEHRE İZ BIRAKMAK MI?

Bir yöneticiyi unutulmaz yapan şey değiştirdiği logo değil, şehrin hafızasına kazandırdığı kalıcı eserlerdir. Çünkü gerçek izler tabelalarda değil, insanların yaşamında ve kentin belleğinde yaşar.

Balıkesir’in kent hafızasına dönüp baktığımızda, özellikle bugün AHP Meydanı olarak bildiğimiz alanın yıllar boyunca ne çok değişime sahne olduğunu görüyoruz. Seyyar çay bahçeleri, iki katlı betonarme yapılar, gazinolar, yeraltı çarşısı, yer değiştirip duran şadırvanlar...

Şehir adeta sürekli bir şeyler denenen, ancak bir türlü kalıcı bir kimlik oluşturulamayan bir görüntü sergiliyordu.

Ta ki Sabri Uğur dönemine kadar...

Merhum Sabri Uğur, Balıkesir’e yalnızca hizmet getirmedi; bir vizyon kazandırdı. Bugün bir ayda tamamlanamayan birçok işi birkaç gün içinde sonuçlandırırken, şehri kasaba görünümünden çıkarıp çağdaş bir kent görünümüne kavuşturmak için önemli adımlar attı. Sadece fiziksel dönüşüm sağlamadı; hem şehir sakinlerinin hem de yerel yöneticilerin ufkunu genişletti, hedef gösterdi.

Bugün meydandaki eski fotoğraflara bakınca insan ister istemez şu soruyu soruyor:

“Bu şehir ondan önce nasıl yönetiliyordu?”

Öte yandan, Sümerbank binasının sağında yer alan estetik ve tarihi yapıların üzerine yapılan eklentilere bakınca da insanın içi sızlamıyor değil. Tarihi bir yapının mimari bütünlüğünü bozan her müdahale, aslında kentin hafızasına vurulan bir darbedir.

Milli Kuvvetler Caddesi boyunca sağlı sollu bakın. Tarihi yapıların üzerine kondurulan mimari garabetleri göreceksiniz.

Akbank’ın arka sokağındaki asırlık çarşıya bakarken de şu soru akla geliyor:

Karesi Beyliği’nin mirasına bu kötülüğü neden yaptılar?”

Bugünlerde Balıkesir’de en çok konuşulan konulardan biri belediyenin yeni logosu.

Onlarca paylaşım gördüm, yüzlerce yorum okudum. Elbette logo önemlidir; bir kurumu temsil eder. Ancak yorumların büyük bölümünde memnuniyet değil, soru işaretleri hâkimdi. “Balıkesir’e yakışmış”, “çok güzel olmuş” diyenler vardı ama bunların önemli bir kısmı siyasi aidiyetlerin etkisinden bağımsız değerlendirilemeyecek yorumlardı.

Açıkçası, mevcut logo yıllar içerisinde kent hafızasında yer edinmişken yeni bir arayışa girmenin gerekli olup olmadığı tartışmaya açıktır. Hatta Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin 1960’lı yıllardan 2014’e kadar kullandığı logo bile bugün hâlâ birçok kişinin beğenisini kazanmaktadır.

Asıl merak ettiğim ise şu:

Belediyelerde ve valiliklerde yönetim değişince logo değiştirmek bir gelenek midir, yoksa bir zorunluluk mu?

Eğer her gelen yönetici, kendisinden öncekinin izlerini silmek istiyorsa bunun yolu logoları değiştirmek değildir.

Kalıcı eserler bırakmaktır.

Avlu gibi... Çamlık gibi... Şeyh Lütfullah Camii çevre düzenlemeleri gibi... Zağnos Paşa Meydanı gibi...

İnsanların hayatına dokunan, yıllar sonra bile hatırlanacak projeler üretmektir.

Çünkü gerçek izler tabelalarda değil, şehirlerin hafızasında kalır.

O zaman, aradan yıllar geçse de, hatta birileri silmeye çalışsa da o eserler yaşamaya devam eder. İşte o noktada insanlar sıradan yöneticiler değil, "işinin delisi" olarak anılır ve efsaneleşir.

Sonuç olarak;

Bize emanet edilen makamlar da imkânlar da kalıcı değildir. Gün gelir, hepsi elimizden alınır.

Asıl mesele, o emaneti teslim ederken geride ne bıraktığımızdır.

Ellerimiz temiz, vicdanımız rahat ve şehrimiz bize teşekkür ediyorsa görev hakkıyla yapılmış demektir.

Emaneti koruyan, aslında kendisini korumuş olur.

Kamu yönetiminin temel ilkesi de budur.

Selâmetle...

Ramazan Demir

(Bu yazı 2 yıl önce 21 Haziran 2024'te yazılmıştır)

{ "vars": { "account": "G-HYBEHJ7KSN" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }