Seçim sonuçları belli. Merak eden her yerden ulaşıp istediği her şeyi öğrenebiliyor.

Asıl merak ettiğim; seçim sonuçlarını değerlendiren -özellikle gazeteciler- neye güvenerek bu kadar cesurca fikir beyan ediyor?

Bazılarını yakından tanıdığım “gazeteci” sıfatıyla ekranda konuşan bu kişilerin tarafsız olmadığı o kadar açık ki… Gazeteciliğin temel kuralı “objektif” olma halinden eser yok.

Önceki gece saatlerce büyük analist havasında aynı şeyleri söyleyen bu kişilerin sözleri sokaktaki insanın dilinde...

Özetle yalan yanlış şu sözler:

AK Parti’ye mesaj, emeklinin intikamı, CHP’liler sandığa gitmedi, Suriyeliler oy kullandı, Kılıçdaroğlu gidince CHP’liler partiyle barıştı, Özgür Özel farkı…”

Hangisine kanıt gösterebilirsin. Akıl veren bazı köşe yazarları, “ben bu işleri iyi bilirim. 1989 seçimlerinde de benzeri oldu, 1994’te değişti. SHP, yanlış aday tercihi kurbanı oldu” diye kanıt getiriyor.

Ah be dostum, bugün seçime giden ülke 1980 darbesinin geçiş travmasını yaşayan toplum değil.

Tercih nedenleri aynı olamaz.

Konu basit: Halkın ders vermek gibi iddiası yok!

Beğenmemiş oy vermemiş. Beğenmiş seçmiş.

Kime ne?

Ama varlık nedenini bu konuşmalara ve böyle yazı kaleme almaya borçlu olanların aklına başka da bir fikir gelemez.

Cidden sağlıklı bir değerlendirme yapacaksan;

Siyaset biliminden az çok haberdar olacaksın, siyasi partilerin oluşumu ve parti içi davranışlarını çözümleyebilmelisin. İstatistik, iktisat tarih, sosyoloji, mümkünse uluslararası ilişkiler gibi disiplinleri bileceksin.

Yoksa senin okuryazarlığından kime fayda gelir.

Şu yazılanların bazılarını arşivleyin, önümüzdeki seçimde karşılaştırın.

Aynı satırların yazarları ya yazdıklarıyla taban tabana zıt şeyler söyleyecek ya da çelişkilerle dolu ifadeler…

YAPMAYIN, İNANIYORLAR

Tanınmış bir yazar dünkü köşesinde aynen şöyle yazmış:

AK Parti’ye oy vermeyen seçmenin duygusu şöyle gelişti:

Nasıl olsa Erdoğan oylanmıyor, nasıl olsa Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı devam ediyor, nasıl olsa Erdoğan açısından bir sorun yok. O zaman uyarımızı yapabiliriz.”

Bunu nasıl bilebilirsin?

Duygu” diyorsun dostum, duygu!

İnsan kendi duygularından bile emin olamazken, topyekûn ülke insanının duygusundan emin olmak ve bu duyguyu cesurca ifşa etmek nedir yahu!

Bir başkası, “1989 seçimlerinde milletimiz ANAP’ı uyarıp SHP’ye kredi açmıştı. Ama SHP bunu değerlendiremedi.”

Bu ne şimdi?

Ortada ANAP yok, SHP yok, oy veren o insanların pek çoğu yok ya da aynı insan değil. Haa bir de 2024’teyiz, hatırlatmak gerek.

Hadi bilgi olarak aldık, nereye bağlayacağız? Kendisi bir yere bağlamış da... Neyse o da cesaret işi… Ben o kadar cesur değilim.

Her zaman derim, yeri geldi yine, “Cahillik bilmemek değil, öğrenmeye karşı direnmektir” vesselam!

Bunları yapmayın arkadaşlar, yalan dolanlarınız yüzünden sonra bize de inanmıyorlar.

Üniversitedeki gazetecilik dersinde bir öğrencim sormuştu; “Hocam gazeteciler çok yalancı oluyor değil mi?

Her cevap uygunsuz olur diye genel olarak “insanlar konuşurken ne kadar yalan söylerse, o kadar” diye geçiştirmiştim.

KADERİNİZİ TESLİM ETMEYİN

Son olarak bir konuya daha değinelim.

Gazetelerde haberler: Türkiye’nin en genç belediye başkanları diye haber yapmışlar.

Arkadaş genç dediğin 20’li yaşlarda olur. 36 - 40 yaşlarındaki insanlar bu görev için en uygun yaşta, niye böyle ayrıma gidilir ki…

Çanakkale’nin Kalkım belde belediye başkanı Zeynep Çelik tam bir başarı öyküsü… Haberi istediğin gibi köpürtebilirsin. Bir de güzel konuşmuş.

Öte yandan yakından tanıdığım Tokat Belediye Başkanı Mustafa Kemal Yazıcıoğlu’nun seçilmesine çok sevindim.

Türkiye’nin süper vali olarak tanıdığı 2003 yılında trafik kazasında kaybettiğimiz Recep Yazıcıoğlu’nun oğlu Mustafa Kemal, yakında başarısı konuşulacak, bundan eminim.

Yolun bahtın açık olsun kardeşim.

Bu yazının özel mesajı yoktur.

Herkesin seçim sonucunu değerlendirecek kadar aklı yoksa oy kullanmakta da kısıtlı olması gerekir.

Bu analizcilerin bir hastalığı da söyledikleri yalana bir süre sonra kendilerinin de inanmış olmaları…

Bunlar yalanın sofistike hallerini de çok iyi biliyorlar. Gerçek anlaşılıncaya kadar yol alıyorlar.

Bundan çıkarılacak ders; her seçim kaderden tercihe geçiştir. Kimse kendi kaderini bir siyasetçiye ve gazeteci görünümündeki manipülatöre teslim etmesin.

Sonra üzülmeniz umurumuzda değil de, biz üzülüyoruz.

Sizin yanlış tercihleriniz bizim hayatımızı etkiliyor!