TAHSİN ABİ...

Haftada bir görüşürdük. 

Kimi vakitler o arar, kimi anlarda ben.

Hal hatır sorup dertleşirdik.

Dert dediğime bakmayın siz.

Bizimkisi kalpten kalbe ulaşıp, kubbede hoş sada bırakmak gibi bir şeydi. 

"Hadi oğlum, hadi evladım yengeme, çocuklara çok selam söyle. Allah'a emanet ol." deyişi vardı ki, her seferinde bir vedalaşmaydı sanki birbirimizle.

En son Cuma günü Susurluk yolunda aramıştım.

Kemal hocam (kardeşi) açtı telefonu.

Meğerse hastanedelermiş. 

Konuştuğumuzda hiç belli etmek istemese de yorgun bedeninde gizlenen hüznün sesini duyabiliyordum. 

Yüreği pamuktan olan adamın, gönlü harap olmuştu sanki yorgunluktan...

Şifa dileyip vedalaşırken
o her zamanki naif kişiliğiyle;

"Hadi oğlum, hadi yavrum, hadi evladım kendine iyi bak. Yengeme, çocuklara selam ederim. Allah'a emanet olun." demeyi de ihmal etmiyordu yüz yıl yaşamış gibi yorgun, daha dün doğmuş çocuk gibi konuşan adam...

Son sözü bu oldu.

Yanımdaki Bülent Yağcı kardeşime Tahsin abiyi anlata anlata 

Susurluk Kardeş'e ulaştığımızda oğlu İrfan'a, "Baba hastanedeymiş, niye haber vermediniz?" diye serzenişte bulunmuştum.

Ortalığı telaşeye vermek istememişler.

Tam babasının oğlu!

Rahatsızlığını anlattı.  

Şehir hastanesindeki hekimlerin yapmayı planladığı müdahaleleri aktardı. 

Bunun üzerine
"Babayı bir de bizim Tıp Fakültesindeki kalbin piri Eyüp Avcı'ya gösterelim" deyip bu hafta için program yapmıştık. 

Vakit, saat gelmiş. 

Bize yapacak iş bırakmadı!

O da istemezdi bunu zaten. 

Zahmet olacağını düşünürdü..

İşte öyle biriydi Tahsin abi.

Kendi derdi için bir diğerinin dertlenmesini, işinden/gücünden geri kalmasını, başkasına kesinlikle yük olmayı istemezdi.

Kan kussa, kızılcık şerbeti içtim diyebilenlerden idi!

Elli yıldır tanırım.

Bir gün olsun gazeteci kimliğini kullanarak ona-buna atar yaptığına, kişisel çıkar sağladığına asla/kata tanık olmadığım gibi, tek bir kişiden de olumsuz tek bir kelime işitmedim. 

Gazeteciydi. 

Mesleğinin onurunu kendi namusuyla eş değer bilir, görür, uygulardı.

Her şeyinizi gözü kapalı teslim edebileceğiniz, 7/24 kapısını çalabileceğiniz nesli tükenmekte olan eski insanlardan biriydi. 

Bizim camiada örnek gösterdiğim güzel insanlar arasındaydı.

Bugün 15:30 sularında Kemal hocam aradı.

Açtığımda telefonu, tek kelime etmeyen, ama acı haberi yüreğime fısıldayan biri vardı karşıda!

Bazen kelimeler düğümleniyor.

Ne konuşacağınızı, ne yazacağınızı bilemiyorsunuz. 

Sadece yüreğinizin sızısını hissediyor, gözlerinizden süzülen damlacıklar dudaklarınıza ulaştığında derinden bir "ah ulan yalan dünya ah" çekiyor, 

İnna lillahi ve inna ileyhi raciun diyerek kendinizi toparlıyorsunuz. 

Sonuçta biz iman edenlerdeniz. 

Hayatın bir emanet olduğunu bilenlerdeniz

Nefesin ne zaman tükeneceğini kim bilebilir ki.. 

Biz o kadere teslim olanlardanız.

Tahsin Ayyıldız onurlu, başı dik bir insandı.

Belki onun da gök kubbe altındakilerin cehenneme dönüştürdüğü dünyadayken etmediği, söylemediği, gizli tuttuğu sitemleri vardı. 

Hepsini toplayıp gitti işte.

Bizler ise 1 eksildik!

Allah rahmet eylesin. 

Eşine, çocuklarına, dostlarına sabır versin.

Başımız sağ olsun.

25 Ocak 2022 | Ramazan Demir | Balıkesir