BAŞBAKAN Erdoğan Anıtkabir’i ziyaret etti.
İşte deftere yazdıkları: “Büyük Atatürk, koyduğun hedefe uygun olarak Türkiye Cumhuriyeti'ni muasır medeniyet seviyesinin ötesine taşımak azmiyle çıktığımız yolda büyük bir aşk ve heyecanla çalışmaya devam ediyoruz. Önemli küresel sıkıntıların yaşandığı bir dönemde ülkemizin huzur ve istikrar içinde atılımlarını sürdürüyor olması en büyük mutluluğumuzdur. Milletimiz ülkesine inanıyor. Daha mutlu ve müreffeh bir Türkiye’nin inşası için her insanımız gönülden gayret gösteriyor. Bu gelişmeye paralel olarak Silahlı Kuvvetlerimiz de gerek üstlendiği savunma görevlerinde gerek vizyonunu çağın gereklerine uygun olarak yenilemede çok önemli atılımlar gerçekleştirmektedir. Son yıllarda özellikle savunma sanayimizde kaydedilen stratejik gelişmeleri sadece Silahlı Kuvvetlerimiz için değil, ülkemizin geleceği için de son derece hayati kazanımlar olarak görüyoruz. Bu inançla gerçekleştireceğimiz Yüksek Askeri Şûramızın ülkemize, milletimize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı olmasını diliyor, ülkelerinin istiklali için canlarını vermiş bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Ruhunuz şad olsun.’’
Güzel yazı. Doğru temenniler ancak bir de madalyonun öbür yüzü var.
Evet, bir takım ordu mensupları ülke menfaatini değil de kendi menfaati üzerinden hareket ederek, ülkeye bir takım zararlar vermiş olabilir.
Suçu sabit olan varsa elbette cezasını çekmelidir.
Ama dikkatli olmak gerekiyor. Bir ülkenin en büyük gücü ordudur.
O sebeple ordu hakkında haber-yorum yaparken dostu-düşmanı da düşünmek gerekiyor. Biz düşmanı çok olan bir ülkeyiz. Eğer siz ordunun prestijini yok eder, insanların saygı ve kutsallık duygusunu zedelerseniz açık hedef haline gelirsiniz.
Ve bu kimse için iyi olmaz!
İşte tam bu nokta da tarafsız düşünebilen bir medyaya ihtiyacımız var. Yüzde 50 çoğunluk altında ezilen ve güçlüden yana olmak zorunda hisseden bir medyaya değil!
Dediğim gibi bazı ordu mensupları yıllarca kendi iktidarlığını laiklik ve irtica üzerinden dayatmaya çalıştılar. Bu ülkede neredeyse on yılda bir ya muhtıra ya da darbe oldu. Birileri hep halkı ezmek, yönlendirmek istedi.
Adnan Menderes, Deniz Gezmiş asıldı bu ülkede.
Sırf Atatürkçülük adına sığınarak -ki alakaları yok- en güçlü olduklarını ilan ederek halkı susturdular.
Ama ya Başbakan?
Eleştiriye tahammülü olmayan, farklı sesi susturan Başbakan değil mi?
Güç el mi değiştirdi?
Gerçek demokrasi, biraz daha insan hakları, özgürlük derken, daha mı kötü olacak durum?
Öğrencileri kendisini protesto ettiği için tutuklattıran kendisi değil mi?
Kendisi değilse bu özgürlüğe aykırı deyip engel olamaz mıydı?
Anlayacağınız her şey güllük gülistanlık değil.
Olmayacak da belki ama en azından madem bir şeyleri düzeltme çabasındalar, bunu orduya güveni azaltmadan, teröristleri cesaretlendirmeden yapmak gerekir.
Tüm bu karmaşa içinde yine 3 şehit verdik. Üç haneye ateş düştü. Birileri tatil yaparken, lüks evlerinde yaşarken olan yine halktan birine oldu.
Bilir kişilerin oturup biraz düşünmesi ve planlı hareket etmesi gerekiyor.
En önemli iş Başbakan'a düşüyor; Cumhuriyet'in 100. Yılında nasıl bir Türkiye görmek istiyorsun, 10 yıl sonra, arkasından bir kahraman gibi davrandı, bir şeyleri düzeltti mi denilecek, yoksa her şey daha mı kötü olacak?
Vizyonumuz gelişecek mi?
Karar büyüklerin…     
****************** 
GÜNÜN SÖZÜ
******************
Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister, hâlbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir. İnsanlar arzularına son olmadığı için, bu arzuları tatmin edecek vasıtalara da son olmamasını isterler. Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; birçok insanların hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer. Cesaret kuvvetle birleşince büsbütün artar. Umut, uyanık adamın rüyasıdır. 
Fazileti olmayan insan, hayvanların en kirlisi, en vahşisi, en muhteris ve en doymak bilmez olanıdır. Adalet önce devletten gelir. İyi, basit; kötü ise çok yönlüdür. 
Mevkilerini para ile satan kimseler, masraflarını geri almak yoluna düşerler. ARİSTOTELES
*** 
HAYIRLI RAMAZANLAR…