6 Eylül…
Balıkesir için sıradan bir tarih değildir. Bir şehrin işgalden kurtuluşunu, Kuvayi Milliye ruhunu, bağımsızlık uğruna canını ortaya koyan insanların fedakârlığını ve bir milletin yeniden ayağa kalkışını anlatır.
Çocukluğumuzdan beri 6 Eylül kutlamalarının ayrılmaz parçalarından biri de Tülütabaklardır.
Kuzu ve koyun postları, ellerindeki sopalar, simsiyah boyanmış yüzleri ve bedenleriyle kortejde yürüyen Tülütabaklar her zaman dikkat çekmiştir. Kimi zaman izleyenlerin üzerine doğru yürür, kimi zaman onları korkutur, ellerindeki boyayı bazı vatandaşların yüzlerine ve kollarına sürerler.
Bu, yıllar içinde Balıkesir'in kurtuluş kutlamalarının renkli ve farklı bir geleneği haline gelmiştir.
Ancak son yıllarda başka bir durum dikkat çekiyor.
Tülütabaklar, neredeyse 6 Eylül’ün kendisinin önüne geçmeye başladı.
Dahası, geçmişe ilişkin bazı anlatılar, zaman içerisinde gerçekliği tartışmalı şehir efsanelerine dönüşüyor. Tülütabakların Yunan işgaline karşı mücadele eden, özellikle geceleri Yunan askerlerini korkutan kişiler olduğu yönündeki anlatılar da bunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.
Elbette bir geleneğe hikâye kazandırmak, onu yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak güzel bir şeydir.
Fakat bunu yaparken tarihin gerçek kahramanlarını gölgede bırakmamak gerekir.
Çünkü 6 Eylül'ün asıl kahramanları, Balıkesir ve memleket uğruna canını ortaya koyan Kuvayi Milliyeciler ve bu toprakların bağımsızlığı için mücadele eden insanlardır.
Onların fedakârlığını, mücadelesini ve hatırasını ikinci plana itecek şekilde Tülütabakları 6 Eylül'ün sembolü haline getirmek doğru değildir.
Tülütabaklar elbette yürüsün.
Gelenek yaşasın.
Çocuklar onları görsün, korksun, gülsün; büyükler yıllardır devam eden bu geleneği hatırlasın.
Ama biraz daha sakin olsunlar.
Çünkü son 6 Eylül kutlamalarının ardından Tülütabaklar bu kez eğlenceden çok fiziksel temas ve taciz iddialarıyla gündeme geldi. Bu durum, yıllardır sürdürülen bir geleneğin geleceği açısından da üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.
Burada Tülütabaklara bir tavsiyem var. Kortej sırasında vatandaşlarla fiziksel temasta bulunmayın.
İnsanların üzerine yürümek, istemedikleri halde boyamak, korkutmak veya kıyafetlerine dokunmak artık eğlence sınırını aşabilir. Herkes aynı şeyi eğlenceli bulmak zorunda değil.
İllaki vatandaşları boyamak istiyorsanız bunun da bir yolu bulunabilir.
Örneğin organizasyon kapsamında gönüllü kişiler belirlenebilir. Hatta isteyenlerden oluşan küçük bir grup oluşturulabilir; Tülütabaklar onları kovalayabilir, boyayabilir, gelenek yine kendi eğlenceli atmosferi içinde sürdürülebilir.
Böylece hem geleneğin ruhu korunur hem de istemeyen vatandaşların sınırları ihlal edilmemiş olur.
Üstelik bu işi yıllardır hiçbir karşılık beklemeden, gönülden yapan aileleri de zor durumda bırakmamak gerekir.
Çünkü mesele sadece Tülütabakların kendisi değildir.
Mesele, bir geleneği nasıl yaşatacağımızdır.
Gelenekler, toplumun hafızasıdır. Fakat geleneklerin yaşayabilmesi için zamana ve toplumsal hassasiyetlere de uyum sağlaması gerekir.
Bugünün insanı, dünün insanından farklıdır. İnsanların kişisel alanına, bedenine ve tercihine daha fazla saygı gösterilmesi gereken bir dönemdeyiz.
Dolayısıyla Tülütabak geleneğinin birkaç küçük düzenlemeyle çok daha güzel, daha sevilen ve daha uzun yıllar yaşayabilecek hale gelmesi mümkündür.
Bir de daha önemli bir nokta var. 6 Eylül, Tülütabaklardan ibaret değildir.
6 Eylül; Kuvayi Milliye'dir.
6 Eylül; bağımsızlıktır.
6 Eylül; işgale karşı direniştir.
6 Eylül; bu topraklar için canını verenlerin hatırasıdır.
Tülütabaklar bu büyük günün içinde elbette yer alsın. Yürüsünler, geleneklerini yaşatsınlar, çocuklara ve gençlere bu kültürü aktarsınlar.
Ama; 6 Eylül'ün anlam ve öneminin önüne geçmesinler.
Biraz daha sakin…
Biraz daha ölçülü…
Biraz daha gönüllülük esasına dayalı…
En önemlisi, vatandaşın sınırlarına saygılı bir Tülütabak geleneği neden olmasın?
Önümüzdeki 6 Eylül'de bu konulara özellikle dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü amacımız bir geleneği yok etmek değil; tam tersine onu geleceğe daha sağlıklı taşımak olmalı.
Tülütabaklar yine çıksın.
Yine siyaha boyansınlar.
Yine sopalarını alsınlar.
Yine çocukları şaşırtsınlar.
Yine kortejin renkli simalarından olsunlar.
Ama bu kez kimseyi istemeden boyamadan, kimseye fiziksel olarak dokunmadan, kimsenin kişisel alanını ihlal etmeden…
Bütün bunları yaparken bir şeyi hiç unutmayalım. 6 Eylül'ün asıl hikâyesi, Tülütabakların değil; Balıkesir'in bağımsızlık mücadelesini verenlerin hikâyesidir.
Tülütabaklar bu hikâyenin güzel bir parçası olabilir.
Ama hikâyenin tamamı değildir.