Halk TV’ye kayyım atanmış…

Soruyorlar: “Ne düşünüyorsun? Yoksa sen de mi susuyorsun?”

Hayır efendim, susmuyorum! Ama her meseleye siyasi aidiyetler üzerinden bakmayı da doğru bulmuyorum.

Önce şunun altını çizelim: Halk TV, kayyım atanan ilk yayın kuruluşu değil. Flash Haber, EkoTürk, Habertürk, Show TV, Bloomberg HT, Kanal V, HT Spor, TELE1 ve Gain Medya da sahipleri hakkındaki çeşitli hukuki süreçler kapsamında kayyım uygulamalarıyla gündeme geldi.

Burada önemli bir ayrım var: Bu kuruluşlara sırf muhalif yayın yaptıkları veya yayınları birilerinin hoşuna gitmediği için kayyım atandığını söylemek, hukuki gerekçeleri bilmeden hüküm vermektir. Söz konusu süreçlerin arka planında, sahipleriyle ilgili farklı iddialar ve hukuki gerekçeler bulunuyor.

Benim meselem başka!

★

KAYYIMA DA KARŞIYIM, GAZETECİNİN İŞSİZ KALMASINA DA!

Açıkça söylüyorum. Yayın kuruluşlarına kayyım atanmasını doğru bulmuyorum. Görüşü, düşüncesi, siyasi çizgisi ne olursa olsun gazetecilerin işlerinden edilmesine de karşıyım.

Hukuki süreçlerin sonucunda şirketlerin yönetimi değişebilir. Ancak o kurumlarda çalışan, geçimini gazetecilikten sağlayan insanların suçu ne?

Halk TV’de de diğer yayın kuruluşlarında olduğu gibi en büyük zararı, muhtemelen yine işini yapmaya çalışan gazeteciler, kameramanlar, editörler ve diğer emekçiler görecek.

Asıl acı olan budur!

Dilerim meslektaşlarımız işlerinden edilmez, emekleri ve özlük hakları korunur. Çünkü bir medya patronunun hukuki sorunlarıyla gazetecinin ekmeği birbirine karıştırılmamalıdır.

★

BASIN NE ZAMAN SERMAYENİN ESİRİ OLDU?

Bana göre Türkiye’de yayıncılık, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren büyük sermayenin bu alana girmesiyle ciddi bir kırılma yaşadı.

Daha doğrusu gazetecilik, başka sektörlerde güç ve kazanç sahibi olan sermaye gruplarının elinde giderek daha fazla tartışılır hâle geldi.

Yaygın basında da yerel basında da benzer bir tablo ortaya çıktı. Gazeteler ve televizyonlar, yalnızca halkı bilgilendiren kurumlar olmaktan uzaklaşıp sahiplerinin ekonomik, siyasi ve kişisel çıkarlarının aracı hâline gelebildi.

İşte o zaman gazetecilik yara aldı.

Hak ve hakikatin yerini hesaplar, haberin yerini çıkar ilişkileri, mesleki bağımsızlığın yerini bağlılıklar almaya başladı.

Gazeteciler de düşüncelerine ve yaptıkları haberlere göre “yandaş”, “candaş”, “yoldaş” diye sınıflandırıldı.

Oysa gazetecinin görevi bir siyasi mahfilin sözcülüğünü yapmak değil, gerçeğin peşinden gitmektir.

★

GAZETECİNİN YANDAŞI OLMAZ!

Gazetecinin iktidara da muhalefete de mesafesi, hakikate olan yakınlığıyla ölçülür.

Yanlış yapan iktidarı eleştireceksin. Yanlış yapan muhalefeti de…

Haksızlık kimin tarafından yapılırsa yapılsın karşısında duracaksın. İddianın peşinden gidecek, belgeyi araştıracak, haberi doğrulayacak, kişilik haklarını koruyacak ve kimsenin itibarına haksız yere saldırmayacaksın.

Gazetecilik budur!

Bir gün iktidarın hoşuna giden haberi yaptığın için gazeteci, ertesi gün muhalefeti eleştirdiğin için yandaş olamazsın.

Gazetecilik, kimin yanında durduğunla değil, hakikatin yanında durup durmadığınla ölçülür.

★

ÖZGÜR BASIN İÇİN ÖNCE ŞEFFAFLIK!

Basın, demokratik toplumların olmazsa olmazıdır. Ancak özgür basın yalnızca siyasi baskılardan uzak olmakla kurulmaz. Sermaye ilişkilerinin, finansman kaynaklarının ve çıkar çatışmalarının da şeffaf olması gerekir.

Bir gazetenin, televizyonun sahibi kim? Hangi ekonomik ilişkiler içinde faaliyet gösteriyor? Gelir kaynakları neler? Yayın politikasını etkileyebilecek çıkar ilişkileri var mı?

Bunlar bilinmeli, sorgulanabilmeli.

Gazeteci de patronunun, siyasetçinin, reklam verenin veya başka bir çıkar grubunun baskısı altında kalmadan çalışabilmeli.

Elbette bu, gazetecinin sınırsız olduğu anlamına gelmez. Basın özgürlüğü kadar sorumluluk, doğruluk kadar hukuk ve eleştiri kadar etik de önemlidir.

Çünkü özgürlük, başkasının hakkını çiğneme serbestisi değildir.

★

ÖZGÜR BASIN SUSTURULAMAZ… PEKİ, BASIN NE KADAR ÖZGÜR?

Bugün Halk TV için söylenecek söz, dün kayyım atanan diğer kuruluşlar için de söylenebilmelidir.

Bir gün bir televizyonun, ertesi gün başka bir gazetenin başına gelenler karşısında ölçümüz değişmemeli. Özgürlüğü yalnızca kendimizden olanlar için savunursak bunun adı ilke değil, taraftarlıktır.

Ben kayyıma karşıyım. Gazetecinin işsiz kalmasına karşıyım. Basının siyasi ve ekonomik çıkar ilişkilerinin esiri olmasına da karşıyım.

Ama aynı zamanda gazetecilik kisvesi altında insanların itibarına saldırılmasına, asılsız iddialarla kamuoyunun yanıltılmasına ve medyanın kişisel hesaplaşmaların aracına dönüştürülmesine de karşıyım.

Gazetecinin yandaşı, yoldaşı, candaşı olmaz. Gazetecinin tarafı hak ve hakikattir.

Özgür basın istiyorsak önce gazeteciliği çıkar ilişkilerinden kurtarmalı, yayın kuruluşlarının gelir kaynaklarını şeffaflaştırmalı ve meslektaşlarımızın bağımsız çalışabileceği bir düzen kurmalıyız.

★

Son sözüm şu:

Özgür basın susturulamaz diyoruz ya…

Önce basının gerçekten özgür olmasını sağlayalım. Sonra hep birlikte, kimseden korkmadan ve kimseye yaslanmadan haykıralım:

ÖZGÜR BASIN SUSTURULAMAZ!

Selametle...