Balıkesir’in Karesi ve Altıeylül ilçelerinde bugün satılık ve kiralık çok sayıda daire, dükkân ve işyeri var. Fakat özellikle kiralık işyerleri ve dairelerin fiyatlarına baktığınızda insanın aklına ister istemez şu soru geliyor. Bu fiyatları kim belirliyor?
Bu ilçelerde kiralık dairelerin fiyatları, konumuna ve özelliklerine göre 20-60 bin lira arasında değişiyor. İşyerlerinde ise durum daha da farklı. Dükkanın büyüklüğüne, bulunduğu caddeye ve konumuna göre 60 bin liradan başlayıp 150 bin liraya kadar çıkan kiralar var. Üstelik aynı bölgede, yan yana iki dükkânın kirası bile birbirinden çok farklı olabiliyor.
Örneğin Çarşı’da Yaymacılar Caddesi’nde bir dükkânın kirası 60 bin lira iken hemen yanındaki dükkânda eski kiracı 30 bin liraya duruyor.
Yeni kiracı geldiğinde 60 bin lira, eski kiracıya 30 bin lira. Aynı cadde, aynı bölge, hatta birbirine komşu iki dükkân. Elbette mülk sahibinin mülkünü hangi bedelle kiraya vereceği konusunda bir tercih hakkı var. Ama işin bir de diğer tarafı var. Bir dükkânın kirası 125 bin lira olduğunda, o dükkânı kiralayacak esnaf bu parayı nasıl çıkaracak? Ürünün üzerine ne kadar kar payı koyacak? Vatandaş o fiyatları nasıl karşılayacak? Nasıl o ürünleri alacak?
Bir dükkânın kirası yükseliyor, esnafın maliyeti yükseliyor, elektrik yükseliyor, personel gideri yükseliyor, vergi yükseliyor, nakliye yükseliyor. Sonra esnaf da mecburen sattığı ürünün fiyatını artırıyor. Vatandaş alışverişe gidiyor, "Bu neden bu kadar pahalı?" diye soruyor. Esnaf da "Benim maliyetim arttı" diyor.
Enflasyonun vatandaşın cebini nasıl yaktığını herkes görüyor. Emeklinin, çalışanın, esnafın geçim sıkıntısını da kimse inkâr edemez. Ama hayat pahalılığını konuşurken toplum olarak kendi yaptıklarımızı da konuşmak zorundayız.
Çünkü bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki, 20 bin lira emekli maaşı alan bir vatandaş "Ben bu parayla geçinemiyorum" diyor. Elbette 20 bin lirayla geçinmenin ne kadar zor olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat aynı kişinin dededen, babadan kalma birkaç dairesi, dükkânı varsa ve bunlardan ciddi kira geliri elde ediyorsa, sadece emekli maaşını söyleyerek "Geçinemiyorum" demesi ne kadar doğru?
Daha da ilginci, kendi dükkânı için "Yeri çok güzel, 125 bin liradan aşağı vermem. Parası olan gelsin" diyebiliyor.
Enflasyon hepimizin dilinde. "Maliyetler arttı" sözü de artık her şeyin açıklaması oldu.
Maliyetler artıyor diye her fiyatı istediğimiz kadar artırmak normal mi?
Pazara gidiyorsunuz, pahalı. Burada pazarı kim pahalılaştırıyor? Sadece üretici mi? Yoksa satıcının da, alıcının da içinde bulunduğu bir sistem mi bu? Balıkçıların tamamını kastetmiyorum ama "Palamut tutmayın, ucuz satılacak" anlayışı da aslında meselenin başka bir tarafını gösteriyor. Mal azaldığında fiyat yükseliyor, mal çoğaldığında fiyat düşüyor.
- Bir de sanayi tarafı var. İnsanlar artık arabasını sanayiye götürmeye korkar oldu. Bir şey bozulduğunda insanın aklına ilk gelen soru "Acaba kaça mal olacak?" oluyor. Bir tamponun boyanmasına 10 bin lira istenmesi normal mi? İşçilik ücretleri neden bu kadar belirsiz? Arabayı tamir ettirmeye gidiyorsunuz, daha işe başlamadan "Acaba kaç lira tutacak?" diye düşünüyorsunuz.
Bir ürünü satın alırken fiyatı görüyorsunuz. Ama hizmet satın alırken çoğu zaman fiyatı önceden bilmiyorsunuz. Tamir bitiyor, hesap çıkıyor ve vatandaş şaşırıyor.
Bu da başka bir hayat pahalılığı.

Ev sahibine soralım:
"Ben kiracımın yerinde olsaydım bu kirayı ödeyebilir miyim?"
Esnafa soralım :
"Ben bu fiyatı öderken müşterimin cebini ne kadar düşünüyorum?"
Hizmet verene soralım :
"İşçiliğimin karşılığı gerçekten bu kadar mı?"
Alıcıya soralım :
"Her gördüğüm ürünü en pahalı yerden almak zorunda mıyım?"
Çünkü enflasyonun elbette ekonomik nedenleri var. Maliyetlerin artmasının da gerçek nedenleri var. Fakat enflasyon bahanesiyle herkesin kendi fiyatını istediği noktaya çekmesi başka bir şey.
Bugün bir dükkân sahibi "125 bin liradan aşağı dükkanımı kiraya vermem" diyorsa, yarın o dükkânda iş yapan esnaf da o kirayı çıkarabilmek için sattığı ürünün fiyatını yükseltecek. O ürünü alan vatandaşın maaşı aynı hızda yükselmiyorsa, bu zincirin sonunda bedeli yine vatandaş ödeyecek.
Bir hizmetin bedelini yükselten, vatandaşın neden şikâyet ettiğini de anlamalı.
Kendi malını en yüksek fiyata satmak isteyen, başkasının sattığı mala "çok pahalı" derken biraz düşünmeli.
20 bin lira emekli maaşıyla geçinemediğini söyleyen kişi de, eğer elinde başka gelir kaynakları varsa onları yok sayarak sadece maaş üzerinden hayat pahalılığını anlatmamalı.
Aslında mesele artık sadece para meselesi değil. Mesele biraz da vicdan meselesi.
Bugün herkes kendi cebini düşünüyor. Bunu anlamak mümkün. Ama herkes yalnızca kendi cebini düşünürse, sonunda toplumun cebinde para kalmıyor.
Hayat gerçekten pahalı mı, yoksa hepimiz kendi yaptığımız küçük zamlarla bu büyük pahalılığın bir parçası oluyor muyuz? Biraz düşünmemiz gerekiyor.