Her zaman sıcak çikolata tadında olmaz hayat. Bazen sıcak bir gün batımı kızıllığını andırıverir, firari zamanlarda. Buram buram hüzün kokar. Uçuverirsin, uçar gider aklın yerinden. Çaresizliğe gark oluverirsin birden. Bazen renkli bir fotoğraf oluverir tüm güzelliğiyle. Muhteşem bir doğa fotoğrafı… Deniz, dağlar, ağaçlar, ılık esen rüzgâr, ip atlayan çocukları görüverirsin ansızın. Huzur dolu bir tebessüm konar dudağına, kalbinize ılık ılık meltemler… Kimi zamansa fırtınalar kopar yüreğinizde. Sığınacak bir liman bulamazsın hayatın kıyısında. Tarifi imkânsız yalnızlıklar içinde bulursun kendini. Dünyan yıkıldı sanırsın. Hani neden sonra belki anlarsın hiçbir acı yetim kalmış bir çocuğun acısından büyük olamaz. Anlarsın; tek acı çeken sen değilsin. Dahası ne büyük acılar olduğunu görürsün hayatta. Ayakkabı alamayan çocukları görürsün, ayakları olmayanları, kimsesizleri, evine akşam 1 ekmek götürebilmek için tüm gün çalışan babaları görürsün, eve katkısı olsun diye mendil satan- ayakkabı boyayan çocuklar gelir gözünün önüne. Belki o an olanca gücünle bu düşüncelerinden kurtulmak istersin, kim bilir? Çünkü bunları düşünmek utanç duymana neden olacaktır. Senden başkalarının da var olduğunu anlayabilecek duruma geldiğinde, her yeni güne şükran ile başlayıp minnet ile bitireceksin. Derin bir huzur olacaktır belki içinde. Buram buram hüzün kokan, bir o kadar da neşeli… Gün batımı kızıllığında işte... Her zaman sıcak çikolata tadında olmaz hayat! Bazen delice koşuştururken bulursun kendini, Savrulduğun yeri sende bilemezsin. Bazen bir şeylere haddinden fazla anlam yüklerken bulursun kendini. İşine mesela, koltuğuna, görevine, parana, her şeyin sahibi sanıverirsin kendini. Bir şeyin olmamıştır her şeyi isterken… Ne acı! Damağında acımsı bir tat kalır. Ve bir şiir uzatırım sana tat neymiş göresin diye.
***
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. “O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o’nu sevdiğinden…
Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. “O benim.” diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya ya da pembeye Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak… Can YÜCEL
*********************** 
DÜŞÜNME MOLASI:
*********************** 
DOĞRU İLE YALAN 
Her doğruyu söylemeye gelmezmiş, birtakım doğruları yaymamak, çokluktan, kamudan gizlemek gerekmiş... Peki, ama bir doğruyu söylemek, gizlemek, yayılmasını önlemeğe çalışmak o doğrunun yerinde duran yalanı sürdürmek demektir. Yalanın yalan olduğunu bilerek sürmesine bırakmaya hakkınız var mıdır? Bu yalanlar kutsalmış, onlara dokunmaya gelmezmiş... Bir şeyin yalan olduğunu anladık mı kutsallığına inanmıyoruz demektir; bunun için "kutsal yalan" sözü bir şeyin hem köşeli hem de yuvarlak, hem katı hem de biçimsiz olduğunu söylemek gibi bir saçmadır. Ama duygularını birer düşünce saymaktan çekinmeyenler böyle saçmalarla kolayca bağdaşabiliyor. Birtakım doğruların gizlenmesi gerektiğini ileri sürmek eski kibarlık, asillik (aristocratie) -aristokrat- düşüncenin bir kalıntısıdır. Bir yanda büyükler, kibarlar, damarlarında mavi kan akanlar var, onlar doğruları bilirler, onların bilmesinden bir kötülük gelmez; ama küçüklere, kibar olmayanlara, kölelere sakın açmayın! Öyledir kişioğlu: kendisi için ille birtakım ayrıcalıklar ister. Eski acunun kibarlığı, aristokratlığı yıkıldı ama onun yerine aydınlar türedi... Bir kişi olarak ilk ödevimiz, yalan olduğunu anladığımız düşüncelerden benzerlerimizi yani bütün kişileri kurtarmaya çalışmaktır. "Ben bunun yalan olduğunu biliyorum, ben buna inanmıyorum, ama kamunun bu bağlar altında kalması, onun anlamaması daha iyi olur." diyen kimse, öğrendiği anladığı doğrulara layık olmayan kimsedir. İnandığı bir şey yoktur onun: Bir şeyin ne doğru olduğunu düşünür, ne de yalan olduğunu. Ancak kendisini düşünür, büyük görmek için bir yol arar. Her doğru söylenebilir, her doğru söylenmelidir, yoksa çevremizi aldatıyoruz, çevremize yalan yayıyoruz demektir. Nurullah ATAÇ 
***********************
GÜNÜN SÖZÜ:
***********************
Mutluluğu Ve Gerçeği Arayın, Gerisi Size Verilecektir! "Oysa İnsanoğlu Sadece Gerisini Arıyor; Dolayısıyla Bulamıyor.
Kimse Kimseyi Küçümseyecek Kadar Büyük Değildir Bilmelisin. Küçümsediğin Her Şey İçin Gün Gelir, Önemsediğin Bir Bedel Ödersin. TOLSTOY