Her şeyi biliyoruz değil mi?

Bir tuşla ulaştığımız milyonlarca veri, saniyeler içinde yapılan analizler, her soruya hazır cevaplar parmaklarımızın(!) ucunda…

Daha fazla bilgiye…

Daha hızlı bilgisayarlara…

Daha keskin analizlere sahibiz.

İyi de gerçekten aradığımız şey bu mu?

Bizim daha fazla bilgiye mi ihtiyacımız var?

Dünyayı daha fazla bilgi daha hızlı bilgisayarlar daha fazla bilimsel analiz mi kurtaracak?

İnsanlığın muhtaç olduğu şey bunlar mı?

Bugün ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşa bakın.

En gelişmiş silahlar…

En hassas hedef sistemleri…

En ileri teknolojiyle donatılmış ordular…

Her şey “kusursuz” hesaplanıyor.

Her şey “akıllı” sistemlerle yönetiliyor.

Ama bir şeyi hesaplayamıyorlar: İnsanın acısını...

Gazetede okudum:ABD, İran'daki çoğu çocuk 185 kişi yaşamını yitirdiği ilkokul saldırısında, daha önce kullanılmamış bir tür balistik füze kullandı…”

Her savaşta “insanlığı” yeni bir silahla öldürüyorlar.

Bombanın düştüğü okulda analizlerinizle bir çocuğun korkusunu ölçebilir misiniz?

Elinizdeki verilerle bir annenin yüreğinde açılan boşluğu tarif edebilir misiniz?

Uzay çağı bilgisayarlarınız gözyaşlarını dindirebiliyor mu?

Acıyı ne kadar hissedebiliyorsunuz?

Oysa insan, verilerle değil; değerlerle yaşar.

Algoritmalarla değil; duygularla ayakta kalır.

Bugün en çok neyi kaybettik biliyor musunuz?

Birbirimizi…

Aynı sofrada oturup farklı dünyalara dalıyoruz.

Aynı şehirde yaşayıp birbirimize yabancılaşıyoruz.

Aynı acıları yaşayıp aynı şekilde hissedemiyoruz.

İnsanlık dediğimiz şey;

Birinin derdini kendi derdi gibi taşıyabilmekti.

Tanımadığın birine selam verebilmekti.

Bir hatayı affedebilmek, bir iyiliği paylaşabilmekti.

Bilgiyi çoğalttık ama “insanlığımızı” eksilttik.

Üstelik eksikliğini fark etmiyoruz bile…

Yanlış yaptığımız bir şeyler var…

En gelişmiş bilgisayarlarla insan kalabilmeyi öğrenemezsiniz.

En ileri teknolojiyle duygularınızı üretemezsiniz.

Yapay zekâyla vicdanın yerini dolduramazsınız.

Aya inersiniz de “merhameti” bilgisayarınıza indiremezsiniz.

İnsanlığı kurtaracak olan;

Ne bilgisayarlar,

Ne veriler,

Ne algoritmalar…

İnsanlığı, savaşların ortasında bile birinin diğerine “uzattığı el” kurtaracak.

Birbirimize yeniden “insan gibi” bakabilmek kurtaracak.

İnsanlığı, yine “insanlık” kurtaracak…