Dün, AK Parti’nin sembol isimlerinden Zekai Kafaoğlu’na selam verdiğim için beni linç etmeye kalkışan AKP’li arkadaşların, bugün CHP’li ve Yeni Partili belediye başkanlarıyla can ciğer kuzu sarması olmasını hiç garipsemiyorum.

Siyasette bunları çok gördük.

Daha da göreceğiz.

Benim asıl merak ettiğim de şu değil:

“Yarın belediyeler yeniden AK Parti’ye geçerse, bugün CHP’li ve Yeni Partili başkanlarla sarmaş dolaş olan bu AKP'li arkadaşlar yine el üstünde tutulacak mı?”

Hayır...

Bunu da merak etmiyorum.

Çünkü fırıldakların yönünü rüzgâr, duruşunu ise çıkarları belirler.

Dün başkasını, sırf bir selam verdi diye hedef gösterenler; bugün aynı insanlarla aynı masada oturabiliyorsa, mesele siyaset değildir.

Mesele duruştur.

Daha doğrusu, mesele duruşun olup olmadığıdır.

Çünkü bazıları bir yola dava arkadaşlarıyla çıkar, hedefe vardığında ise yolda bulduklarını baş tacı eder.

Sonra da dün omuz omuza yürüdüklerini unutur, bugün yanında kim varsa ona göre pozisyon alır.

Merhum Edip Uğur dönemi hariç, Balıkesir’deki hemen her belediye döneminde bunu gördüm.

Yaşadım.

O günlerde bizimle aynı yolda yürüyenlerin, bugün belediyelere şirin görünmek adına;

Sen bizden değilsin” demeleri...

Benimle yan yana görünmeye bile çekinmeleri..

Belki de ondandır.

Ne diyelim?

Fırıldaklar her zaman prim yapar.

Ama unutulmaması gereken bir şey var:

Rüzgârın yönü değişir, hafızası olanların fikri değişmez.

Ben dün Zekai Kafaoğlu’na selam verirken de aynıydım.

Bugün başka bir siyasi görüşten biriyle selamlaşırken de aynıyım.

Çünkü benim siyaset anlayışımda;

Selamın partisi,

dostluğun rozeti,

insanlığın siyasi kimliği yoktur.

Asıl mesele, dün söylediğinin bugün arkasında durabilmektir.

Gerisi?

Fırıldakların işi...

Bir de anlamadığım başka bir mesele var.

Adın sanın duyulmamış...

Aile efradından başka seni tanıyan yok.

Bu ak, pak, temiz birine benziyor” diyerek almışlar seni...

Önce belediye meclis üyesi yapmışlar.

Ardından belediye başkanı...

Sonra bir bakıyorsun, makamlar geldikçe insan kendini bulunmaz Hint kumaşı sanmaya başlamış!

Ben yoksam, parti de yok!” havasına girmiş.

Sanki bugüne kadar geldiği bütün makamları kendi bileğinin hakkıyla, tek başına kazanmış...

Sanki kendisini o makamlara getiren teşkilat yok...

Dava arkadaşları yok...

Parti yok...

Taban yok...

Kerameti kendinden menkul bir siyasetçi çıkıvermiş ortaya!

Asıl enteresan olan da şu:

Böylelerinin hâlâ el üstünde tutulması...

Hatta yeniden bir “umut” olarak görülmesi...

Size de garip gelmiyor mu?

Belki de AK Parti’nin son yıllarda Balıkesir’de yaşadığı kayıpların nedenlerinden biri tam olarak budur.

Kendi tabanını çantada keklik görmek...

Yıllarca partinin yükünü çekenleri bir kenara bırakmak...

Sonra da karşı mahalleden gelenleri vitrinlere yerleştirmek...

Bu anlayış, sadece AK Parti’ye kaybettirmiyor.

Balıkesir’e de kaybettiriyor.

Çünkü siyasette insanları sadece seçim zamanı hatırlarsanız...

Teşkilatı sadece afiş asarken görürseniz...

Yıllarca sizinle yürüyenleri unutup, sonradan gelenlere makam dağıtırsanız...

Sonuçta kaybeden sadece bir parti olmaz.

Şehir kaybeder.

#04Eylul #RamazanDemir #KendimeNotlar #Balıkesir