Rüşvet, toplumun temelini içten içe kemiren ve kamu vicdanını kanatan en büyük yaralardan biri.
Kamu görevlisine rüşvet teklif eden biri varsa, bilin ki o kişi deveyi hamuduyla götürüyordur.
Sistemdeki boşluklardan yararlananlar, itirafçı olsalar dahi haksız kazançlarının bedelini ödemeli.
Rüşvet çarkına batanların ve haksız zenginleştiği iddia edilen kişilerin mal varlıkları hukuk çerçevesinde titizlikle incelenmeli.
Haksız kazanç tespit edildiğinde, kamu adına gerekli hukuki işlemler yapılmalı.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Allah’ın laneti, rüşvet verenin ve rüşvet alanın üzerinedir” hadisi, bu konuda açık bir uyarıdır.
Rüşvet alan kadar rüşvet veren de sorumludur.
Hiç kimse itiraf zırhının arkasına saklanarak elde ettiği haksız kazancı yanına kâr bırakmamalı.
Bir usulün kâğıt üzerinde yasal zemine oturtulmuş olması, o kazancı ahlaken ve dinen helal hâle getirmez.
Kanunların etrafından dolaşmak, vicdanın etrafından dolaşmak anlamına gelmez.
Bu noktada merhum yazar Alev Alatlı'nın hafızama kazınan bir sözünü de hatırlatmak isterim:
"Helalleşmek mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır. Çünkü her yasal hak helal değildir ve olamaz"
Belediyelerden başlayarak hayatın her alanına sızan bu yozlaşma, toplumsal geleceğimiz açısından büyük bir tehlikedir.
Asıl mesele yalnızca rüşvetin kendisi değildir.
Asıl mesele, haksız kazancın normalleştirilmesi ve insanların bu servetin nasıl elde edildiğini sorgulamaktan vazgeçmesi.
İnsanların malının helalden mi yoksa haramdan mı kazanıldığına bakmadığı karanlık bir çağın tam ortasındayız.
Oysa bir toplumun gerçek zenginliği, yalnızca sahip olduğu para ve mülklerle ölçülmez.
O toplumun asıl zenginliği, adalet duygusu ve helal kazanca gösterdiği saygıdır.
Rüşvet, yalnızca alanın ve verenin suçu değildir.
Rüşvete göz yuman, haksız kazancı alkışlayan ve adaletsizlik karşısında susan herkes bu çürümenin büyümesine katkı sağlar.
Ahlaki çöküşe karşı adaleti savunmak hepimizin ortak sorumluluğu..
Helal kazancı savunmak ise yalnızca dini bir görev değil, aynı zamanda gelecek nesillere karşı vicdani bir borç.
Çünkü adaletin olmadığı yerde güven, güvenin olmadığı yerde ise toplum ayakta kalamaz.
Selametle...