70’li yıllarda Hizmet Gazetesi’nde birlikte çalıştığım bir arkadaşım vardı.
Uzun yıllardır kendisinden haber alamıyordum.
Geçtiğimiz günlerde telefonla aradı.
Akciğer rahatsızlığı nedeniyle uzun süredir ciddi sıkıntılar yaşadığını anlattı.
Artık bakıma muhtaç olduğunu söyledi.
Yalnız yaşadığı için hayatını idame ettirmekte zorlandığını dile getirdi.
Konuşurken sesinin titrediğini, ağlamaklı olduğunu hissettim.
Yüreğim sızladı.
★
Birden bizim camianın “Deli İbrahim” olarak bildiği merhum İbrahim Suluban geldi aklına.
İbrahim'i son dönemlerinde Belediye Bakımevi’ne yerleştirmiştik.
Arkadaşım da kendisi için böyle bir imkan olup olmadığını sordu.
Telefonu kapatır kapatmaz Büyükşehir Belediyesi yetkililerini aradım.
Durumu anlattım.
Arkadaşımıza yardımcı olunmasını rica ettim.
Aldığım cevap karşısında adeta şoke oldum.
Kızpınarı ve Cengiz Topel bölgesindeki iki bakım evinin de şu anda faaliyette olmadığı söylendi.
Allah aşkına, bu mudur sosyal belediyecilik?
Bildiğim bileli Kızpınarı ve Cengiz Topel bölgesinde yaşlılar ve kimsesizler için bakım evleri vardı.
Garip gureba, kimsesiz ve bakıma muhtaç insanlar buralarda barınırdı.
Kapılarına kilit vurulmuş.
Ne diyeceğimi gerçekten bilemiyorum.
★
Bir başka örnek daha vereyim.
Demans rahatsızlığı bulunan bir yakını olan arkadaşım vardı.
Geçmiş belediye döneminde çalmadık kapı bırakmadı.
Büyük bir mücadele verdi.
Sonunda Kasaplar Mahallesi’nde Mola Evi açılmasını sağladı.
Aileler için çok önemli bir hizmetti.
Bugün öğrendiğim kadarıyla Mola Evi de kapatılmış.
Gerekçe ise “Bu işe ayıracak kaynağımız yok.”
Ne kadar üzücü.
Oysa böyle hizmetlerin maliyetini, belediyenin diğer harcamalarıyla kıyasladığınızda ortaya bambaşka bir tablo çıkar.
İnsan hayatına dokunan hizmetler, bütçede ilk gözden çıkarılacak kalem olmamalı.
★
Geçtiğimiz günlerde İzmir’in Urla ilçesinde yaşanan korkunç olay hepimizi derinden sarstı.
60 yaşındaki Nurten Kandemir, lösemi tedavisi gören 19 yaşındaki zihinsel engelli oğlu Ahmet Barış Kandemir’i tabancayla vurarak öldürdü.
Ardından kendi yaşamına son verdi.
Haber belki kimileri için okunup geçilen bir haberdi.
Ama kimileri için yürek yakan bir toplumsal dramdı.
Bu olay sadece bir ailenin yaşadığı trajedi olarak görülmemeli.
Kim bilir kaç anne ve baba bugün aynı korkuyu yüreğinde taşıyor?
Kim bilir kaç ailenin zihninde aynı soru dönüp duruyor?
“Ben öldüğümde çocuğuma ne olacak?”
İşte asıl mesele budur.
★
Anne babalar yaşlanıyor.
Çocuklar büyüyor.
Engelli bireylerin insanca ve güven içinde yaşama hakkı, anne babalarının hayatta olmasına bağlı olmamalı.
Bir annenin veya babanın nefesi kesildiğinde, evladının hayatı da çaresizliğe mahkûm olmamalı.
İşte bu nedenle yaşam boyu bakım merkezlerine ihtiyaç var.
Destekli yaşam evlerine ihtiyaç var.
Mola evlerine ihtiyaç var.
Ailelerin nefes alabileceği sosyal destek mekanizmalarına ihtiyaç var.
★
Yılda bir iki gün süslü pankartlar açmak sosyal belediyecilik değildir.
Klişe sloganlarla vicdan rahatlatmak da sosyal belediyecilik değildir.
İki park yapmak, birkaç kaldırım düzenlemek elbette belediyeciliğin gereği.
Ama sosyal belediyecilik bundan çok daha fazlasıdır.
Sosyal belediyecilik, kimsesizin yanında olmaktır.
Sosyal belediyecilik, yaşlıyı yalnız bırakmamaktır.
Sosyal belediyecilik, engelli bireyin geleceğini güvence altına almaktır.
Sosyal belediyecilik, çaresiz bir ailenin kapısını çalmaktır.
Sosyal belediyecilik, “Ben ölünce çocuğuma ne olacak?” sorusuna cevap verebilmektir.
★
Bir çocuğun geleceğini yılda bir kez hatırlanmak garanti altına alamaz.
Süslü etkinliklerden çok somut çözümlere ihtiyacımız var.
Vitrin projelerinden çok kalıcı hizmetlere ihtiyacımız var.
O nedenle belediyeler bütçelerini hazırlarken insan hayatına dokunan hizmetleri önceliklendirmeli.
Çünkü bazen küçük görünen bir hizmet, bir ailenin hayata tutunmasını sağlayabilir.
Bazen bir bakım evi, yalnız yaşayan bir insan için hayattır.
Bazen bir Mola Evi, tükenmek üzere olan bir ailenin nefesidir.
Bazen de açılan bir kapı, bir insanın hayata yeniden tutunmasıdır.
★
Bu vesileyle Refakatçi Evi konusunu da bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Atatürk Şehir Hastanesi çevresinde bir Refakatçi Evi’nin hayata geçirilmesi de sosyal belediyeciliğin önemli gerekliliklerinden biridir.
Balıkesir’e bunun gibi kalıcı ve doğrudan insana dokunan sosyal hizmetler yakışır.
★
Kimse yarın ne yaşayacağını bilmiyor.
Bugün güçlü olan, yarın bakıma muhtaç hale gelebilir.
Bugün kendi ayakları üzerinde duran bir aile, yarın bir yakınının bakımını üstlenmek zorunda kalabilir.
O nedenle sosyal belediyecilik, hepimiz için gerekli.
Mesele başkasının hayatı değildir.
Bir gün hepimizin hayatına dokunabilecek bir meseledir.
Selametle…