Dün göğüs ağrısı hissettim.

Bir süre geçmeyince 112'yi aradım.

Allah razı olsun, birkaç dakika içinde geldiler. İlk kontrollerin ardından hastaneye ulaştırıldım.

Acil Servis müşahedede yatıyorum.

Ama bu yazının konusu ben değilim.

Yandaki yatakta yatan 80'li yaşlardaki bir teyze…

Kolunda serum.

Bağlı olduğu cihaz sürekli nabzını kontrol ediyor.

Başında 35-40'lı yaşlarda bir hanımefendi…

Refakatçi.

Ama yüzünden memnuniyetsizlik akıyor.

Sürekli homurdanıyor.

Bir süre sonra 50'li yaşlarda bir adam geliyor.

Belli ki ya kardeşi ya eşi…

Başlıyor söylenmeye:

Yeter yahu, bıktım! Neden hep ben bakıyorum? Diğer evlatları nerede? Benim de hayatım altüst oldu…

Sözler yükseliyor.

Sesler sertleşiyor.

Ve ben…

Teyzeye bakıyorum.

Akan gözyaşlarını görüyorum.

İşte o an, benim göğsümdeki ağrıdan daha ağır bir şey oturuyor yüreğime.

İçimden;

Yahu siz ne yapıyorsunuz? Burası bunun yeri mi? Kadın zaten hasta. Daha ne kadar üzebilirsiniz?” diye bağırmak geliyor.

Ama susuyorum.

Çünkü hastayım.

Çünkü belki bana da bağıracaklar.

Neyse ki nöbetçi doktor, benim söylemek istediklerimi benden önce ve çok daha kibar bir şekilde ifade ediyor.

Tartışmayı bitiriyor.

Ama o teyzenin gözyaşları…

İçimde kalıyor.

İNSAN, İNSANA YÜK OLMAMALI

Hastanelerde uzun süre kalan biri olarak nice hayat hikâyesine şahit oldum.

Nice acı gördüm.

Nice çaresizlik…

Nice annenin evladının elini tuttuğunu, nice evladın annesinin başında sabahladığını da gördüm.

Ama…

80-85 yaşındaki bir annenin, bir evladının ya da torununun sözleri yüzünden hasta yatağında gözyaşı döktüğüne ilk kez şahit oldum.

İnanın…

O an kendi rahatsızlığımı unuttum.

Teyzeye içim için ağladım.

Sonra sessizce dua ettim:

Allah'ım, bu kadının karşısına hayırlı insanlar çıkar.

Çünkü insan yaşlandığında daha fazla şefkate muhtaç olur.

Daha fazla sabra…

Daha fazla merhamete…

Ve en çok da evladının omzuna…

YAŞLANINCA NE OLACAK?

Bugün “Ben neden bakıyorum?” diye kızdığımız anne…

Belki yıllarca bizim gecemizi gündüzümüze katıp baktı.

Biz ağladığımızda uykusuz kaldı.

Biz hastalandığımızda başımızdan ayrılmadı.

Biz düştüğümüzde kaldırdı.

Biz büyüyelim diye kendinden eksiltti.

Şimdi sıra ona geldiğinde…

Neden hep ben?”

Öyle mi?

Peki yarın?

Sen yaşlandığında…

Sen yatağa düştüğünde…

Sen başkasının yardımına muhtaç olduğunda…

Çocukların sana aynı soruyu sorarsa ne hissedeceksin?

İşte hayatın en acı tarafı burada başlıyor.

MENFAAT VARSA GÜLÜCÜK VAR

Nasıl bir çağa geldik bilmiyorum.

İnsan, insana şifa olması gerekirken yük görülüyor.

Hastalıkta kaçılıyor.

Darlıkta kaçılıyor.

Yaşlılıkta kaçılıyor.

Akraba akrabasından…

Baba oğlundan…

Oğul babasından…

Kız annesinden…

Anne kızından…

kaçıyor.

Ama iş menfaate gelince…

Herkes birbirine sahte gülücükler saçıyor.

Miras varsa aile büyüyor.

Menfaat varsa akrabalık hatırlanıyor.

İş düşmeyince telefonlar susuyor.

İnsanın insana ihtiyacı kalmayınca, insanlığın da mı ihtiyacı kalmıyor?

KUR'AN BİZİ BUGÜNDEN UYARIYOR

Kur'an-ı Kerim'de Kıyamet Suresi'nde şöyle buyurulur:

O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.

Bu ayet kıyamet gününün dehşetini anlatıyor.

Bugün yaşadıklarımızı onunla eşitlemek elbette doğru olmaz.

Ama insan düşünmeden de edemiyor:

Acaba o günün habercisi olan bazı ahlaki kopuşları bugün yaşamıyor muyuz?

Aynı evin içinde birbirine yabancılaşanlar…

Aynı sofrada oturup birbirinin yüzüne bakmayanlar…

Annesinin yaşlılığını yük görenler…

Babasının hastalığını dert sayanlar…

Menfaat bitince akrabalığı da bitirenler…

Belki de asıl korkmamız gereken budur.

Kıyametin ne zaman kopacağını bilmiyoruz.

Ama insanlığın bazı yerlerde çoktan koptuğunu görüyoruz.

BİR GÜN SIRA BİZE GELECEK

Bugün yatağın kenarında duran sensin.

Yarın yatakta yatan sen olabilirsin.

Bugün annene kızıyorsun.

Yarın bir başkasının merhametine muhtaç olabilirsin.

Bugün babanı yük görüyorsun.

Yarın senin de bastonuna uzanacak bir el araman mümkün.

Hayat böyledir.

Kimse gençliğine güvenmesin.

Kimse sağlığına güvenmesin.

Kimse gücüne güvenmesin.

Çünkü hayat, insana her şeyi sırayla öğretir.

Ve bazı derslerin telafisi yoktur.

Dün gece kendi göğüs ağrımı unuttum.

Bir teyzenin gözyaşına takıldı gözlerim.

Belki onun ailesini bilmiyorum.

Kim haklı, kim haksız bilmiyorum.

Kim ne yaşadı, hangi yükü taşıdı bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var:

Hasta yatağındaki bir insanın gözyaşına sebep olmaya hiçbir mazeret yetmez.

Hele o gözyaşı, seni büyüten bir annenin gözyaşıysa…

İşte orada insanın kendisini sorgulaması gerekir.

Allah hepimize hayırlı evlatlar nasip etsin.

Hayırlı dostlar…

Vefalı kardeşler…

Merhametli yürekler…

Ve en önemlisi;

Yaşlandığımızda bizi “yük” değil, “emanet” görecek insanlar nasip etsin.

Dünyadaki imtihanımızı da…

Ahiretteki hesabımızı da…

hayırlı ve kolay eylesin.

Amin.

#12Eylül #RamazanDemir #KendimeNotlar #Balıkesir

(Not: Görsel yapay zeka tarafından üretilmiştir)