Biz onu, söylediği birbirinden güzel ve anlamlı cümlelerle sevdik.

Bir adamın sesi, kendisinden daha güçlü olabilir mi?

Oluyormuş meğer!

Sözünü ettiğimiz kişi Tuncel Kurtiz...

Tiyatro ve sinema sanatçısı.

Sıradan bir oyuncuyken, bir anda milyonların tanıdığı bir isim oldu.

Bir dönemin reyting rekorlarını altüst eden “Ezel” dizisindeki Ramiz Dayı karakteriyle gönüllere taht kurdu.

★

Ama biz onu sadece Ramiz Dayı olarak sevmedik.

Bizden biriydi.

Balıkesir'i, Balıkesirlilerden çok seven, benimseyen ve tanıtan sanatçımız olmuştu.

Edremit Körfezi'ni insanlara sevdiren, Kazdağları'nın eşsiz doğasına ve oksijenine dikkat çeken programlara imza atan, yaşadığı coğrafyaya değer katan adam gibi adamdı.

Balıkesirli değildi belki ama bazıları gibi kazandığını başka şehirlerde bırakmadı.

Vergisini İstanbul'a, Ankara'ya, Bursa'ya değil; bizim ilin vergi dairelerine ödedi.

Vergi rekortmenimiz oldu.

Güre Çamlıbel'e yerleşti.

Çünkü doğasını sevdi.

Havasını, suyunu, toprağını, ekmeğini sevdi.

Ve tam 13 yıl önce, 77 yaşında aramızdan ayrıldı.

Vasiyeti üzerine Çamlıbel'e defnedildi.

★

O gün bugündür mezarı yapılmadı.

Çünkü kendisi istemedi.

Mermerlerle çevrili, gösterişli, şatafatlı bir mezar istemedi.

Hayatı nasılsa, ölümü de öyle olsun istedi.

Doğal...

Sade...

Toprağın içinde, doğayla baş başa...

“Beni Kazdağları'nın eteklerinde bir ağacın gölgesinin altına gömün” dedi.

Belli ki hayattayken olduğu gibi, ölümünde de gösterişten kaçtı.

Ama insan denen varlık, bazen ölüyü bile rahat bırakmıyor.

Birileri çıkıyor, Tuncel Kurtiz'in mezarını konuşuyor.

“Mezarı bakımsızmış.”

“Yıkık dökükmüş.”

“Sahipsiz kalmış.”

Güler misin, ağlar mısın?

Adam zaten şatafatlı bir mezar istememiş.

Ağacın gölgesini istemiş.

Toprağı istemiş.

Doğayı istemiş.

Daha ne istiyorsunuz?

★

Üstelik bu, Tuncel Kurtiz'in ölümünden sonra ilk kez gündeme getirilen bir mesele de değil.

Bir dönem mezhebine takıldılar.

Şimdi mezarına takılıyorlar.

Sosyal medyada klavye başına geçen herkes, kendisini hayatın, ölümün, sanatın ve insanlığın bilirkişisi sanıyor.

Kendi akla muhtaçken başkasına ahkâm kesenler, bir ağacın gölgesinde yatan sanatçıya bile rahat vermiyor.

İnsanın gerçekten anlayası gelmiyor.

Türkiye'nin bunca ağır gündemi arasında, milletin onca derdi varken nasıl oluyor da böyle konular bulunup bulunup tartışmaya açılıyor?

Vatandaşın uğraştığı şeylere bakar mısınız kardeşlerim?

Geçim derdi var.

Hayat pahalılığı var.

İşsizlik var.

Emeklinin, çalışanın, esnafın derdi var.

Ama biz neyi konuşuyoruz?

Mezarın mermeri var mı, yok mu?

★

Oysa mesele mezar değil yeğen!

Mesele, geldiğin toprağa döndükten sonra o toprakta bir yaprak olarak kalabilmekte...

Mesele yaşamak değil yeğen!

Mesele iz bırakabilmekte...

Tuncel Kurtiz'in mezarı belki gösterişli değil.

Ama bıraktığı iz?

Koskoca bir ömür...

Filmler...

Tiyatro...

Sözler...

Ramiz Dayı...

Ve en önemlisi, sevdiği topraklara bıraktığı güzel hatıralar...

Bugün hâlâ milyonlarca insan onun sesini duyunca durup dinliyorsa, mesele mezarın nasıl göründüğü değildir.

Çünkü bazı insanlar mermerden mezarlar yaptırmaz.

Kendilerine insanların gönlünde mezar yaparlar.

Ve o mezarların ne mermeri eskir, ne taşı dökülür, ne de üstünde otlar biter.

İşte Ramiz Dayı'nın mezarı da orasıdır yeğen...

Gönüllerimiz...

Selâmetle..