Medya, yalnızca Türkiye’de değil, bütün dünyada büyük bir güçtür.

Doğru kullanıldığında toplumun vicdanı, haksızlıkların karşısında dimdik duran bir kale, hakikatin sesidir.

Peki ya amacınız gazetecilik yapmak değil de bu gücü kullanarak haksız kazanç sağlamaksa?

İşte o zaman medya, elinizde bir nimetten ziyade bir tehdide dönüşür.

Hele bir de karakterinizden, ahlakınızdan, meslek onurunuzdan yoksunsanız…

Sahip olduğunuz mecrayı pekâlâ bir dezenformasyon merkezine çevirebilirsiniz. İnsanların özel hayatlarını hedef alır, asılsız iddialar üretir, yalanı gerçekmiş gibi servis eder, iftiralarla itibar suikastları düzenlersiniz.

Önce karalarsınız, sonra korkutursunuz. Önce itibarsızlaştırır, ardından diz çöktürmeye çalışırsınız.

Amacınız hakikati ortaya çıkarmak değil, karşılığında menfaat elde etmektir.

Adı gazetecilik değildir bunun!

Bunun adı, medya gücünü kullanarak şantajcılıktır.

★

İNTERNET GELDİ, KARANLIK BÜYÜDÜ!

Maalesef bu ahlaksızlık, sektörümüzde dün ortaya çıkmadı. Ancak internetin hayatımıza girmesiyle birlikte çok daha geniş bir alana yayıldı.

Eskiden bir dedikodunun yayılması zaman alırdı. Bugün klavyenin başına geçen herkes, birkaç dakika içinde bir insanı hedef tahtasına oturtabiliyor.

Bir internet sitesi açıyor, sosyal medya hesabı oluşturuyor, kendisine gazeteci süsü veriyor.

Sonra başlıyor yaygaraya…

Belgesiz, dayanaksız, mesnetsiz iddialar!

İspat yok, etik yok, vicdan yok…

Ama tehdit var, ima var, itibarsızlaştırma var.

Bir de bütün bunların arkasına sakladıkları o meşhur cümle:

“Ben gazeteciyim!”

Kusura bakmayın ama bir internet sitesi sahibi olmak insanı gazeteci yapmadığı gibi, eline mikrofon almak da kimseye hakaret etme, iftira atma ve insanları tehdit etme hakkı vermez.

Gazetecilik, imtiyaz değil sorumluluktur. Güç gösterisi değil, hakikatin peşinde koşmaktır.

★

GERÇEK GAZETECİLİKLE UZAKTAN YAKINDAN İLGİSİ YOK!

İşin en acı tarafı da şu:

Bu tür karanlık ilişkilerin içinde olanların önemli bir kısmı, gazeteciliğin emeğini, ahlakını ve sorumluluğunu taşımayan kişilerden oluşuyor.

Mesleğin itibarını kullanıyor ama mesleğin yükünü taşımıyorlar.

Haberi araştırmak, bilgiyi doğrulamak, karşı tarafın görüşünü almak, kamu yararını gözetmek gibi dertleri yok.

Onların derdi başka!

Kendilerine bir alan açmak, bu alan üzerinden güç devşirmek ve o gücü kişisel menfaatleri için kullanmak…

Hedeflerine aldıkları insanları korkutmak, susturmak, kendilerine mecbur bırakmak.

Böylece gazeteciliğin adını kirletirken gerçek gazetecilerin de ekmeğine, emeğine ve itibarına zarar veriyorlar.

Çünkü birileri klavyeyi silah, haberi tehdit, manşeti şantaj malzemesi yaptığında bunun bedelini yalnızca hedef alınan insanlar ödemez. Bütün bir meslek camiası zan altında kalır.

★

PEKİ, BUNLARA KİM DUR DİYECEK?

Asıl mesele burada başlıyor.

İnsanların özel hayatları üzerinden tehdit edildiği, asılsız iddialarla itibarsızlaştırıldığı, medya gücünün kişisel çıkarlara alet edildiği bir düzende sessiz kalmak, bu çürümeye alan açmaktır.

Elbette eleştiri olacak. Elbette gazeteci yanlış yapanın üzerine gidecek, kamu gücünü kullananı sorgulayacak, yolsuzluğu ortaya çıkaracak.

Ama gazetecilik ile iftira arasındaki çizgiyi kimse ortadan kaldıramaz.

Kamu yararı ile kişisel çıkarı, eleştiri ile hakareti, haber ile tehdidi birbirine karıştıramaz.

Bir insanın yanlışını ortaya koymak başka, ona suç isnat ederek menfaat elde etmeye çalışmak başkadır.

Aradaki farkı belirleyen şey de gazetecinin ahlakı, meslek ilkeleri ve hukukun üstünlüğüdür.

Bu nedenle mesleğin içinden ve dışından kaynaklanan istismarlara karşı etkili denetim mekanizmalarına, meslek etiğine ve hukuka uygun işleyen bir sisteme ihtiyaç var.

Gerçek gazeteciyi koruyacak, mesleği istismar edenleri de yaptıkları işin hesabını vermeye mecbur bırakacak bir düzen kurulmalı.

★

GAZETECİLİK KİRLENİRSE, HAKİKAT KAYBEDER!

Bakın, kimse gazetecileri eleştiriden muaf tutamaz. Gazeteci de hata yapar, yanlış haber de yayımlar. Önemli olan yanlıştan dönmek, düzeltmek ve hesap verebilmektir.

Ancak bilerek yalan üretmek, iftira atmak ve medya gücünü menfaat aracı olarak kullanmak başka bir meseledir.

Bunun basın özgürlüğüyle, gazetecilikle, kamu yararıyla hiçbir ilgisi yoktur.

Basın özgürlüğü, başkalarının hayatını karartma özgürlüğü değildir.

Gazetecilik, insanları korkutarak geçim sağlama mesleği hiç değildir.

Ve unutulmasın ki klavyenin başında kendisini dokunulmaz sananlar, bir gün kendi yazdıkları yalanların altında kalabilirler.

Çünkü hakikat gecikebilir ama sonsuza kadar susturulamaz.

Gazetecilik kirlenirse toplumun hakikate olan güveni sarsılır. Medya şantajın aracına dönüşürse kaybeden yalnızca hedef alınan kişi değil, hepimiz oluruz.

Bizim derdimiz gazeteciliği tartışmalı hâle getirmek değil, gazeteciliğin itibarını korumaktır.

Çünkü bu memlekette gazetecilik yapan, kalemini satmayan, haberi eğip bükmeyen, baskıya ve tehdide boyun eğmeyen insanlar var.

Ve onların emeğini, birkaç çıkarcının kirli hesabına kurban etmeye niyetimiz yok!

Kalem satılık değildir. Haber tehdit değildir. Gazetecilik şantaj hiç değildir!

Selametle...