Bazen bana soruyorlar;
-Neden siyaset yazmıyorsun?
-Köşe yazarı mısın tarih araştırmacısı mı?
-Hep Susurluk'u yazmaktan sıkılmıyor musun?
Aslında ben bunların hiçbirini tam olarak yapmıyorum.
Ben nostalji yazarı değilim.
Tarih yazarı da değilim.
Siyaset yazarı hiç değilim.
Ben, Susurluk'un özelinde “insanı” anlatıyorum.
Benim yazılarımın merkezinde insan var.
Şuna inanıyorum;
İnsan “düzelmeden” şehir düzelmez.
İnsan “değişmeden” siyaset değişmez.
İnsan “üretmeden” ekonomi büyümez.
Sabahın ayazında tezgahına domatesleri dizen pazarcı Yılmaz Abiyi yazarken, aslında “üretmenin” önemini anlatıyorum.
Bu şehre iz bırakmış kişilerden bahsederken, aslında bu şehre değer katan insanların “unutulmaması” gerektiğini anlatıyorum.
Şeker Fabrikamızı yazarken, aslında “emeği” anlatıyorum.
Bir yangını yazarken, “insan ihmalinin” nelere mal olabileceğini anlatıyorum.
Bir sorunu yazarken, “sorumluluğu” anlatıyorum.
Eski bir fotoğrafı paylaşırken, “zamanın” insanın elinden sessizce nasıl kayıp gittiğini anlatıyorum.
Susurluk, bu anlatmak istediğim düşüncelerin mekânı oluyor.
Yıllardır eski gazete arşivlerinin arasında dolaşıyorum.
Geçmişe açılan sayfalar...
Yıpranmış fotoğraflar...
Unutulup gitmiş haberler...
Bazen Susurluk’la ilgili tek bir cümle için saatlerce araştırma yapıyorum.
Bir eski gazete kupüründe rastladığım küçük bir haber, bazen bugünü anlamama yardımcı oluyor.
1933 yılında yazılmış bir cümleyle bugün kurulan bir cümle arasında sandığım kadar büyük fark olmadığını görüyorum.
İnsan değişiyor…
Teknoloji değişiyor…
Şehirler değişiyor…
Ama insanın sevinci de acıları da umudu da pek değişmiyor.
Ha, bir de “Geçmişe çok takılıyorsun” diyenler oluyor.
Keşke hep geçmişi yazabilsem…
Oysa benim derdim geçmiş değil; bugünü anlamak.
Geçmişten bugüne ışık tutmaya çalışıyorum.
Kökü derine inmeyen ağaçlar nasıl ayakta kalamazsa, geçmişini derinlemesine bilmeyen şehirler de geleceğini sağlam kuramaz.
Geçmişi anlatmamın sebebi eskiyi özlemek değil; bugünü daha doğru okuyabilmek.
Dünü bilmeden bugünü yorumlamak biraz boş konuşmak olmaz mı?...
Başlıktaki “Aslında ne yazıyorum?” sorusuna gelince…
Cevabı belki de çok basit…
Ben şehrimin tarihinde unutulmaya yüz tutmuş olayları…
İnsanların hikâyelerini…
Ve…
Bizlere bıraktıkları değerleri yazıyorum…