Zaman ne kadar hızlı akıp gidiyor değil mi?
Saatler, su misali…
Günler, göz açıp kapayana kadar…
Aylar, yıldırım hızıyla...
Yıllar, kum saatinden dökülen kum gibi akıyor üzerimize…
Çocukluğumuzda geçtiği gibi yavaş geçmiyor zaman…
Oysa gençken zamanın hemen geçivermesini isterdik.
Bir an önce büyüyelim, büyüklerin hayatına katılalım, onlar gibi olalım isterdik.
Dünyanın daha çabuk dönmesini isterdik…
Maraton koşusunu bilirsiniz.
Koşucular ilk başta yavaş ve dengeli koşarlar.
Makul bir tempoyu aşmazlar.
Sonuçta uzun bir yolları vardır.
Güçlerini kontrollü kullanmaları gerekir.
Koşunun sonlarına yaklaştıkça ipi göğüslemek için hızlanmaya başlarlar.
Hayat da biraz böyle...
İlk başlarda zamanımız yeterince fazla…
İp çook uzakta…
Acelemiz yok.
Bir tempo tutturmuş sakin sakin yol alıyoruz.
Sanki zaman hiç bitmeyecek gibi yaşıyoruz…
Yarışın yarısını tamamladığımızda yani ellili yaşlara geldiğimizde hızlanıyoruz.
Çünkü yarışımız “zamanla.”
Zamana yetişmek için koşuyoruz, koşuyoruz, koşuyoruz…
İşte tam burada, bazılarımız zamanı durdurmaya, hatta geriye çevirmeye çalışıyor…
Birden “gençleşme” sevdasına yakalanıyorlar.
Yaşlarına uymayan kıyafetler giyiyorlar.
Gençlik amaçlı estetik operasyonlar, botokslar, kaş kaldırmalar falan yaptırıyorlar.
Sanki bir “gençlik iksiri” arar gibiler…
Oscar Wilde, 1890 yılında yayımladığı tek romanı “Dorian Gray’in Portresi”nde, kendi yerine portresinin yaşlandığı bir insanı anlatır.
Bugün sanki o romanı yaşıyoruz.
Fotoğraflar yaşlanıyor artık… İnsanlar yaşlanmıyor.
İnsanlar, o gençlik fotoğraflarından bile daha “genç” görünüyor.
Öyle ki bugün, yapay zekâyla günlük fotoğraflarımızı bile 80’li yıllara götürüyoruz…
Ben, gençleşmek için estetik yaptıranları biraz da gençlik iksiri arayan insanlara benzetiyorum.
Acaba estetik yaptıranlar, “gençliklerini” bulduklarını mı sanıyorlar?
Zamanın izleri yüzlerinden silinince, hayatın yeniden başlayacağını mı düşünüyorlar?
Geçenlerde bir gazetede okudum.
Ünlü bir sanatçımız, “20 yaş daha genç olmak için servetimi bile verirdim” diyordu.
Okurken güldüm…
Maraton yarışına – ki siz ona hayat yarışı deyin- “baştan başlamak” değil mi şimdi bu?
Koşunun yarısına gelmişsiniz ve tekrar başa döneceksiniz.
Neden?
Neden “aynı yarışı” tekrar tekrar koşmak istiyorsunuz ki?
Hayat yarışını huzurla bitirmek varken, neden?
Genç görünmek için kendinizi değiştirmek zorunda değilsiniz.
Bırakın yüzünüzde biraz zamanın izi olsun…
Saçınızda ak teller, gözünüzün kenarında çizgiler olsun…
Paranızla zamanı satın almaya uğraşmayın.
Zamanın karşısında paranızın hiçbir değeri yok.
Rüzgârı, güneşi, hayatı, yılları, yaşanmışlıkları yüzünüzde, bedeninizde hissedin.
Doğanın içinde “doğallığınızla” hayat yarışını tamamlayın…
Şairin dediği gibi:
“Bütün dualarımızda uzun yaşamak isteği var…
Eni olmazsa bir ömrün, boyu olmuş ne çıkar!...”