Eskiden yol kenarlarında karpuz ve bostan satan üreticileri görürdük.

Köy yollarının kenarları adeta küçük üretici pazarlarına dönüşürdü.

Manav tezgahından üçte bir fiyatına alınırdı her türlü sebze meyve..

Geçtiğimiz gün köye giderken toplu alayım diye 10 karpuz aldım.

Fiyatını sordum.

Kilosu 2 lira” dediler.

Neredeyse her yerde fiyat aynı.

Bir zamanlar üreticinin yol kenarında sattığı karpuz, bugün tüketiciye birkaç katına ulaşıyor.

Peki üretici ne kazanıyor?

İşin asıl düşündürücü tarafı burada.

Balıkesir-Bandırma yolunda Aksakal’a girişte bir dönem İl Genel Meclisi Üyesi olarak görev yapan merhum İsmet Koçyiğit vardı.

Her sezon traktörünün arkasına tezgâhını kurardı.

Kendi ürettiği ürünleri doğrudan tüketiciye satardı.

Fiyatlar manav tezgâhlarına göre neredeyse bedavaydı.

Vatandaş memnundu.

Üretici memnundu.

Aradaki zincir yoktu.

Aradan yıllar geçti.

Bugün ise gerçek üreticinin ürününü nerede, nasıl sattığını görmek neredeyse mümkün değil.

Meğer üretici, tarladaki karpuzunu 2-3 liraya satamaz hale gelmiş.

Tüketici ise aynı karpuza 50 lira ödüyor.

Aradaki fark kimin cebine giriyor?

Son operasyon bu yönüyle çok önemli, inşallah sonuç verir, ibret vesilesi olur!

Belediyeler gerçek üreticilere alan açmalı.

Yol kenarları fırsatçıların ve aracıların satış noktası olmamalı.

Gerçek üreticiye satış imkânı sağlanmalı.

Balıkesir’de geçmişte hemen her pazarda üreticiye yer tahsis edilirdi.

Köylü ürününü getirirdi.

Doğrudan tüketiciye sunardı.

Köylü kazanırdı.

Vatandaş kazanırdı.

Aracı azalırdı.

Bugün ise sistem büyük ölçüde değişti.

Haldeki tüccar kazanıyor.

Çarşıdaki esnaf kazanıyor.

Pazardaki esnaf kazanıyor.

Ama tarladaki üreticinin kazancı giderek azalıyor.

Belediyeler zaman zaman sembolik alımlarla üreticiye destek olmaya çalışıyor.

Elbette bu destekler değerlidir.

Ama asıl destek, üreticinin ürününü aracısız satabileceği sistemi kurmakta.

Üreticinin emeğinin karşılığını almasını sağlayacak pazarlar oluşturulmalı.

“Üretici Pazarı” uygulaması yaygınlaştırılmalı.

Üreten insan, kendi ürününü doğrudan tüketiciye satabilmeli.

Böylece hem üretici kazanır hem tüketici daha uygun fiyata ürün alır.

Tarım da güçlenir.

Çiftçi de ayakta kalır.

Bugün çiftçinin yükü ise her geçen gün ağırlaşıyor.

Mazot fiyatları ayrı bir yük.

Gübre fiyatları ayrı bir yük.

Çalışan maliyetleri ayrı bir yük.

Vergiler ayrı bir yük.

Faiz ayrı bir yük.

Komisyoncu ve aracıların kıskacı ise başlı başına bir sorun.

Bütün bunların altında ezilen çiftçinin traktörüne haciz geliyor.

Tarlasını ekip biçmek için borçlanan üretici, borcunu ödeyemez halde.

Çiftçi yine de direniyor.

Yine tarlasına gidiyor.

Yine ekiyor.

Yine üretiyor.

Çünkü başka çaresi yok.

Ama böyle gitmez.

Tarım sadece çiftçinin meselesi değil.

Tarım, soframızın meselesi.

Tarım, geleceğimizin meselesi.

Bugün üreticiyi korumazsak yarın tüketiciyi de koruyamayız.

Çünkü üretici tarladan çekildiğinde, o tarlayı yeniden üretime kazandırmak çok zor olacak.

Çok net söylüyorum.

Böyle devam ederse 10 yıl sonra çiftçilik yapacak insan bulmak, altın bulmaktan daha zor olacak.

O nedenle artık günü kurtaran desteklerden vazgeçip kalıcı çözümler üretmeliyiz.

Gerçek üreticiye gerçek pazar açmanın yolları bulunmalı.

Üreticinin ürününü aracısız satabileceği alanlar oluşturmalı.

Tarladan sofraya giden zinciri kısaltmalıyız.

Çünkü üreticiyi yaşatamazsak tarımı yaşatamayız.

Tarımı yaşatamazsak soframızı da yaşatamayız.

Avrupa kıskanacaksa bizi, üretenin de emeğinin alın terini almasıyla kıskansın.

Köyden kente göçle değil, beton kentlerden köylere dönüşle kıskansın..

Yerli ırk hayvancılık ve ata tohumunun tüm ovalara zenginlik saçmasıyla kıskansın!

Bereketli topraklarıyla sadece kendi kendini besleyen değil, dünyayı doyuran ülke diye kıskansın..

Selâmetle..

17 Eylül 2026 | Balıkesir