Balıkesir büyüyor olabilir. Ama eğer hatıralar küçülüyorsa, ortada bir eksiklik vardır. Bir şehrin gerçek hafızası, betonunda değil; insanında, ilişkilerinde, hikâyelerinde saklı. Nasıl mı diyorsan, okumaya devam et..

Yoldan geçerken fark etmeden önünden geçtiğin eski bir dükkân… Çocukken elinden tutularak girilen o dar kapı… İsmi değişmeyen, tabelası solmuş ama hatırası diri kalan o köşe başı. Şimdi yok. Yerinde camdan, parlak, birbirine benzeyen bir yapı var. Daha yeni, daha düzenli, belki daha “modern”.

Balıkesir’in sokaklarında yürürken artık sadece adımlar değil, hatıralar da kayboluyor. Bir zamanlar herkesin birbirini tanıdığı çarşılar, selamın eksik olmadığı dükkânlar, veresiye defterine yazılan güven… Hepsi yavaş yavaş siliniyor. Yerine ise kimsenin kimseyi tanımadığı, her şeyin hızlı ve mesafeli olduğu bir düzen geliyor.

Oysa bir şehrin gerçek hafızası, betonunda değil; insanında, ilişkilerinde, hikâyelerinde saklıdır.

Eski binalar yıkıldığında sadece duvarlar gitmez. O duvarların içinde yaşanmış hayatlar da dağılır. Bir pencerenin önünde yıllarca oturmuş birinin sessizliği, bir dükkânın önünden geçen çocukların gülüşü, bir esnafın sabah kepenk açarken ettiği dua… Bunlar projelere çizilmez, planlara yazılmaz. Ama bir şehri şehir yapan tam da bunlardır.

Esnaf kültürü de bu hafızanın en canlı parçalarından biriydi. Alışverişten öte bir ilişkiydi o. “Bugün olmazsa yarın ödersin” diyen bir güven, “nasılsın” diye gerçekten sorulan bir ilgi… Şimdi kasadan çıkan fiş kadar kısa, ekran kadar soğuk bir ilişkiye dönüştü her şey.

Peki, biz neyi kaybediyoruz?

Sadece eskiyi mi, yoksa kendimizi mi?

Çünkü şehir dediğimiz şey, biraz da kim olduğumuzun yansımasıdır. Aynı sokaklardan geçip aynı dükkânlardan alışveriş yapmak, aynı insanlarla selamlaşmak… Bunlar bir aidiyet duygusu oluşturur. O duygu zayıfladığında, şehir büyüse bile insan kendini küçük hisseder.

Kimlik erozyonu sessiz ilerler. Bir gün bakarsın, çocukluğunun geçtiği yerleri tanıyamaz hale gelmişsin. Bir isim değişir, bir bina yıkılır, bir esnaf gider… Küçük gibi görünen her değişim, büyük bir kopuşun parçası olur.

En acısı şu: Bu kaybı çoğu zaman fark ettiğimizde iş işten geçmiş olur.

Elbette şehirler değişir. Gelişir, dönüşür, yenilenir. Ama mesele sadece yeniyi yapmak değil; eskiyi anlayarak, koruyarak ilerlemek. Hafızasını kaybeden bir şehir, yönünü de kaybeder. Çünkü nereye gittiğini bilmek için, nereden geldiğini hatırlamak gerekir.

Balıkesir büyüyor olabilir. Ama eğer hatıralar küçülüyorsa, ortada bir eksiklik vardır.

Belki de sormamız gereken soru şu. Bir şehir modernleşirken, ruhunu ne kadar koruyabiliyor?