Bir gazetecinin açıkladığı mal varlığı, sadece kişisel bir tablo değil; mesleğin itibarı, etik sınırları ve kamuoyundaki güven tartışmasını yeniden alevlendiren çarpıcı bir gösterge.
Adana merkezli 21 ilde "yasa dışı bahis", "nitelikli dolandırıcılık", "rüşvet" ve "kara para aklama" suçlarına yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınan Rasim Ozan Kütahyalı tutuklandı.
★
Tutuklanması bizi pek ilgilendirmiyor.
Dikkatimizi çeken Rasim Ozan Kütahyalı’nın kendi ifadesine göre sahip olduğu mal varlığı:
2009 model Jaguar marka otomobil.
1981 model klasik otomobil.
2013 model Volkswagen marka otomobil.
2023 model Chery marka otomobil.
1998 model Range Rover marka otomobil.
2003 model Range Rover marka otomobil.
İstanbul Üsküdar’da bahçeli dublex daire.
İstanbul Sarıyer’de apartman dairesi.
İzmir’de apartman dairesi
Mallarında gözümüz yok, daha da çok olabilir ama Rasim Ozan Kütahyalı’ya Allah’tan tez zamanda tüm yüklerinden kurtulmasını diliyoruz.
★
Bu vesileyle asıl değinmek, dikkatinizi çekmek istediğimiz konu şu:
Gazetecilik, bilindiği üzere çoğu zaman büyük servetlerin edinildiği bir meslek değildir.
Türkiye’de birçok gazeteci emeğiyle geçinmeye çalışan, zor şartlar altında mesleğini sürdürmeye çalışan insanlardır.
★
Bu nedenle bir gazetecinin böylesine tarif edilmesi güç bir servete sahip olması, doğal olarak kamuoyunda soru işaretlerine neden oluyor.
Gazetecilik mesleğinin bilinen ekonomik gerçekleriyle çok da örtüşmeyen bu tablo, tartışmaları beraberinde getirmekle birlikte zaten güven kaybı içerisindeki gazetecilik mesleğinin itibarını daha da alt seviyelere düşürüyor.
★
Rasim Ozan Kütahyalı üzerinden yeniden gündem olunca gazetecilik, insan ister istemez şu soruyu da aklına getiriyor: Balıkesir’de de benzer mal varlıklarına sahip gazeteciler var mı?
Bunu belki de en iyi; belediye başkanlarıyla yakın ilişkiler kurarak farklı işlerin peşinde koşan sözde iş insanları ve o çevreleri yakından bilenler cevaplayabilir.
★
O değil de…
Bazı anlar insan kendini gerçekten aptal yerine konmuş gibi hissediyor.
Neredeyse yarım asra yaklaşan bir süredir bu sektörün içindeyiz.
Görmediğimiz olay, tanımadığımız insan, şahit olmadığımız hesap-kitap kalmadı.
Ama dönüp baktığımızda; çulsuz geldik, çulsuz gidiyoruz.
Bizim ustalarımız bize haberin kokusunu almayı öğretti.
Satır arasını okumayı öğretti.
Doğrunun peşinden gitmeyi, eğilip bükülmemeyi öğretti.
Ama para kazanmayı öğretemediler.
Öğretemezlerdi de…
Çünkü onların da bildiği tek şey gazetecilikti.
Yazılması gerekeni yazmak, söylenmesi gerekeni söylemekti.
★
Bu camiaya sonradan girip kısa sürede “işi çözenlerden” biri yıllar önce bana şöyle demişti:
“Abi bu işlerde güzel para varmış. Sen bunca yıldır bu meslektesin, dünyalığını çoktan yapmışsındır.”
Bir süre yüzüne bakıp kalmıştım.
Ne diyeceğimi bilememiştim.
Çünkü adamın gazetecilikten anladığı şeyle bizim anladığımız şey arasında dağlar kadar fark vardı.
★
Biz haberi kamu görevi bildik.
Bazıları ise onu kazanç kapısı…
Galiba insanı düşündüren de tam olarak bu oluyor.
Sahi ne diyordu atalarımız;
"Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz"
Selametle..