Dünyada bir tek temiz insan kalmadığına inanmaya başlıyordum. Kalabalık caddelerden akıp giden insan kafileleri bana, haydut sürüleri gibi görünüyordu…”

Bu iki cümleyi kuran düşüncenin sahibi, Cumhuriyet tarihinin en güçlü yazarlarından Reşat Nuri Güntekin

Vehim sözcüğünü de hayatî değeriyle yerinde kullanan yazar, yaşadığı büyük hayal kırıklığını Damga romanında “hayatımı bir vehme kurban etmişim” diye ifade eder.

Vehim, basit anlamıyla “kuruntu” demek.

Önyargı” ile karıştırmayalım. Bir kimseyle ilgili veya belirli bir olaya, duruma ya da görmeye dayalı önceden edinilmiş olumlu ya da olumsuz kanıya önyargı diyoruz.

Toplum hayatındaki yerini de, “bireyde öteki bireylere, toplumsal kümelere karşı sevgi ya da düşmanlık duygusu uyanmasına yol açan, koşullanmış bir duygusal tutumu yansıtan sığ inanç” diye tanımlayabiliriz.

 

Bu girişi didaktik, öğretme amacına yönelik yapmadım, inanın.

İlk cümleyi tekrar okuyun lütfen.

Bu sözler, çevremizdeki insanlardan sıkça duyduklarımızın edebiyat ürünü olarak anlatımı…

Bir bakıma “herkes kötü, ben iyiyim” vehmine kapılan insanın duygu ve düşüncesinin ifadesi…

Osmanlı döneminin son yıllarını, İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen sonraki yaşamı anlatan romanın en ilginç yanı insan karakterinin bir olaya, bir duruma göre hemen değişmediğinin kanıtıdır.

SEVMEDİĞİNİZ İNSANA DÖNÜŞMEYİN!

Amacımın ders vermek, bireysel ve toplumsal hayata yargı paylaştırmak olmadığını tekrar belirteyim.

Kimse başkasının kaderini yaşamaz. Duygu, düşünce, söz ve davranışlarınız bireyler karşısında ve toplum içinde nasıl muamele göreceğinizi belirler.

Ben buyum, beni böyle kabul eden eder” düşüncesindekiler asla beğenmediği bir dünyada huzur bulamaz.

Çünkü değişmek istemediğini beyan ederek, sürekli değişen dünyaya kafa tutmaktadır.

Basit bir muhalefet değil, ebediyen sürecek bir çatışmanın itirafıdır bu sözler.

İşte hayatını bir vehme kurban edenler de, zihninde taşıdığı hazır kalıp düşüncelerle başkasını yargılayanlar da bunlardır.

Pekiyi olaylar ve olgulara aynı duygularla yaklaşıp aynı yorumları yapanlar yaşamı boyunca hayatını vehimlere feda etmiş olmaz mı?

Siz ne başkasının sandığı gibisiniz ne de başkasının sizi sandığı kişisiniz.

Olaylara ve insanlara bakarken, bakış açınızı değiştirin; o zaman hayal bile edemeyeceğiniz kadar hayatınızın akışı değişecek. İnanın!

İçinizde yaşattıklarınızı değiştirmedikçe dış dünyanızda değişmesini istediğiniz her şeye kalım hakkı tanımış olursunuz. Her vehme, her önyargıya açıksınızdır.

Siyaset ve sosyal hayattaki karşılıkları da öyle…

Politikacı, ezberlerini aynı sözcüklerle tekrar ederek sevildiği vehmine kapılıyor.

Esnaf, ürününün kusurlarını süslü sözlerle gizlemeye çalışarak kazandığını sanıyor.

Bilim insanı, başkasına ait fikirleri yeni ifadelerle aktararak dünyaya yeni bir şey söylediğini düşünüyor.

Hizmet sektöründe çalışanlar, insanları sevmediği halde hizmeti kutsal görev olarak üstlendiğini imâ edip kandırdığını düşünürken kendini aldatıyor.

Aileler, birbirine yalan söyleyerek sevgi çemberi oluşturdukları hayaline inanıyor.

Bu örnekleri siz de çoğaltabilirsiniz.

Sonuç olarak; kendi düşüncenizi, başkasının hayatından ayırın. Kendi sesinizin yerine başkasının sesiyle konuşmayın.

İçinizdeki hiçbir duygu gerçek dünyaya ait değil, emin olun değil!

Nasıl hissediyor, nasıl inanıyor ve nasıl yapıyorsanız işte bu tam sizin gerçeğiniz. Başkalarının gerçeği başkasına ait ve öyle kalacak.

İnsanlığın uzun tarihi boyunca da bu böyleydi.

Sonunu yazımın başına bağlıyorum…

Yazar Reşat Nuri'nin, Damga romanının kapanış sözüne gelelim. Tutkulu genç, sevdiği kadının iffetini korumak için kendini hırsız gibi gösterir. Kadınla karşılaştığında evlenmek istediğini söyler. Sevdiği kadından “aman, amma da büyüttün bu macerayı şekerim” yanıtını alan genç yaşadığı derin hayal kırıklığını, “hayatımı bir vehme kurban etmişim” sözüyle dile getirir.

Roman bu ya… Yazarın zihnindekiler olmadan roman kahramanları olmaz. Hisleri ve sözleri de…

İşte onlardan birinde “Şimdiye kadar sevdiğim, hürmet ettiğim insanların, benim için öldüğünü anlıyordum” diye yakınıyor.

Bu sözü içselleştirip kim bilir kaç kişi “benim için de öyle” demiştir.

Öyle değil işte, öyle değil!

Büyük yanılgı!

Hayatını vehimlere kurban edenlerin sözü.