Kasiyerin veremediği 30 kuruşun peşine düşmedim; o 30 kuruşun arkasındaki sistemi sorguladım. Çünkü bazen en büyük sorunlar, en küçük rakamların içine gizlenir.

Bugün bir kıyafet mağazasında yaşadığım küçük bir hadise, aslında büyük bir meselenin kapısını araladı.

Üç parça ürün aldım. Etiketlerin hepsi tanıdık bir şekilde bitiyordu: 399,90 TL… 1249,90 TL… Yani o meşhur “90 kuruşlu” fiyatlar.

Kasaya gittim, ödemeyi nakit yaptım.

Ama kasadaki toplam, doğal olarak “90”larla değil, “70”lerle bitti.

Kasiyer, olması gerektiği gibi tam rakamı söyledi. Para üstünü verdi, fişi uzattı. Ben bekleyince de nazikçe sordu:

Başka bir şey var mıydı?

Evet,” dedim. “30 kuruş daha vermeniz gerekiyor.”

Cevap hazırdı:

Kuruş yok, veremiyoruz.”

Yan kasadan bir ses daha geldi, muhtemelen daha tecrübeli bir çalışan:

Zaten kuruş tedavülde değil artık.”

Peki,” dedim. “Tedavülde olmayan bir para birimini neden hâlâ etiketlerinizde kullanıyorsunuz?

Elbette sözüm kasiyerlere değildi. Onlar sadece sistemin uygulayıcıları.

Ama sistemin kendisi…

İşte mesele orada başlıyor.

Bu fiyatlandırma meselesi yeni değil.

Pazarlamanın en bilinen oyunlarından biri: 399,90 TL.

Çünkü insan zihni ilk haneyi okur.

400 TL ile 399,90 TL arasında gerçek anlamda bir fark yoktur. Ama algıda vardır.

400 dediğinizde “dört yüz” dersiniz.

399,90 dediğinizde ise zihin onu “üç yüzlü bir şey” gibi algılar.

Bu bir stratejidir.

Yasal mı? Evet.

Yaygın mı? Fazlasıyla.

Peki adil mi?

İşte orası tartışmalı.

Asıl sorun, bu stratejinin geldiği yer.

Artık mesele sadece psikolojik fiyatlama değil.

Artık mesele, verilemeyecek bir para üstünün bilerek sisteme dahil edilmesi.

Kasiyerin “veremiyoruz” dediği kuruş, müşterinin cebinden sessizce çıkan bir fazlalığa dönüşüyor.

Ne olacak canım, 30 kuruş…”

Evet, tek başına hiçbir şey.

Ama her müşteriden, her işlemde, her gün…

Bu küçük yuvarlamalar birikince neye dönüşüyor?

Ticaret sadece mal alıp satmak değildir.

Ticaret aynı zamanda güven işidir.

Ve güven, kuruşla başlar.

Eğer siz müşterinize veremeyeceğiniz bir para üstünü daha en baştan fiyatın içine gizliyorsanız, burada küçük de olsa bir problem vardır.

Belki hukuken gri bir alan.

Ama ahlaken?

Gayet net.

Bugün yaşadığımız ekonomik sıkıntıları sadece büyük hatalarla açıklamak kolay.

Ama asıl mesele, küçük ihlallerin normalleşmesi.

Boş ver” dediğimiz her detay, yarının büyük sorunlarının tuğlası oluyor.

Kuruşun hesabını yapmayanlar, gün geliyor milyonların hesabını da yapamaz hale geliyor.

Mesele 30 kuruş değil.

Mesele, o 30 kuruşun temsil ettiği anlayış.

Kuralın küçükken esnetildiği, büyüyünce tamamen yok sayıldığı bir düzen…

Ve o düzenin bedelini hep birlikte ödediğimiz bir ekonomi.

Belki de artık sormamız gereken soru şu:

Kuruş gerçekten tedavülde değil mi?

Yoksa asıl tedavülden kalkan şey, adalet duygumuz mu?

Selametle...