Cemal Öztaylan sadece siyasetçi değil; vefası, dik duruşu ve delikanlılığıyla bir dönemin hafızasıydı. Rehberimizden bir ağabey daha eksildi.

Bizim "Delikanlı"nın ölüm haberini aldığımda hastanedeydim.

Galiba bende de nazar var.

Yüzlerce insanın afiyetle yediği aşure, gelip bir tek beni hastanelik etti. Eder elbet... Açgözlülük edip iki kaseyi birden mideye indirirsen olacağı budur.

Aşırı terleme, üşüme, titreme, kusma, ishal...

Bugün neredeyse bir haftayı buldu. Hekim dostların gayreti ve duaları sayesinde ancak kendime gelebildim. Fakat ne kadar istemiş olsam da bizim "Delikanlı"nın cenazesinde bulunamadım. Son görevimi yerine getiremedim. Hastane odasında, beyaz çarşafların arasında yattığım hasta yatağından onun ruhuna dualar göndermekten başka elimden bir şey gelmedi.

Bazı vedalar insanın içine ömür boyu sızlayan bir ukde bırakıyor.

Cemal Öztaylan'ı yaklaşık elli yıldır tanırım.

Balıkesir'in yağız delikanlılarından biriydi.

Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi'nin efsanevi gençlik teşkilatı Hür Genç'in Balıkesir'deki en hareketli neferleri arasındaydı. O yılların çalkantılı öğrenci hareketlerinin içinde yer aldı. Kendisini her zaman milliyetçi, muhafazakâr ve mukaddesatçı olarak tanımladı.

Ama asıl önemli olan, sadece böyle söylemesi değildi.

Böyle yaşadı.

Duruşuyla, sözüyle, tavrıyla, gerektiğinde ülkesi için gözünü kırpmadan canını vermeye hazır bir komando vakarını ömrünün sonuna kadar taşıdı.

Herkes onu Bandırma'nın milliyetçi siyasetçisi olarak tanıdı. Oysa gönlünün en sağlam kökleri Balıkesir'deydi. Gençlik yıllarında omuz omuza yürüdüğü dostlarından hiçbir zaman kopmadı. Zaman değişti, makamlar değişti, insanlar değişti; ama Cemal Ağa değişmedi. Dostunu yarı yolda bırakmadı, arkadaşını satmadı, vefayı hiçbir hesabın önüne koymadı.

Çünkü onun dünyasında vefa, siyasetten de makamdan da büyüktü.

Bunun en güzel örneklerinden biri merhum Ahmet Edip Uğur'la olan yol arkadaşlığıydı.

"Metal yorgunluğu" diye bir kavramın ortaya atıldığı, insanların yılların dostlarından uzaklaşmayı tercih ettiği günlerde birçok kişi Edip Abi'nin yanından hızla çekildi. Aynı karede görünmekten bile çekinenler oldu.

Ama Cemal Aga öyle yapmadı.

Dimdik durdu.

Ne dostundan vazgeçti ne de vefasızlık etti.

Çünkü o, rüzgâra göre yön değiştirenlerden değildi.

Cemal Ramazan Edi Abi

Milletvekilliği de yaptı, belediye başkanlığı da... Üstlendiği her görevi, aldığı emaneti hakkıyla yerine getirebilmek için elinden gelenin fazlasını yapmaya çalıştı.

Bugün belki genç kuşak çok hatırlamaz.

Ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki ilk büyük "Temiz Eller" operasyonunun mimarlarından biriydi Cemal Öztaylan.

Belediye kaynaklarının zimmete geçirilmesi ve rüşvet ağına dayanan tarihi yolsuzluğu ortaya çıkaran Meclis Araştırma Komisyonu'nun başındaydı.

Belki de gerçekten o günlerden sonra Türkiye'de birçok şey eskisi gibi olmadı.

Benim için o, her zaman "Cemal Aga"ydı.

Sözünün eri...

Yiğit...

Delikanlı...

Başımız sıkıştığında çekinmeden arayabileceğimiz birkaç büyükten biriydi.

Mayıs ayının ilk haftasından itibaren hayata tutunabilmek için büyük bir mücadele verdi.

Oğlu Ali Taylan Öztaylan da tıpkı babası gibi mücadeleciydi. Bir evladın yapabileceği her şeyi yaptı. Çalmadık kapı, aranmadık umut bırakmadı. Babasını yaşatabilmek için elinden gelen bütün gayreti gösterdi.

Ama bazen insanın bütün çabası ilahi takdirin önünde durmaya yetmiyor.

Belki de Cemal Aga için en hayırlı kapı rahmet kapısıydı.

Daha fazla acı çekmeden o kapı açıldı.

Rabbim onu rahmetine aldı.

Binlerce seveni onu, Cumhuriyet'in ilk, Osmanlı'nın son dönemlerinin mümtaz gönül insanlarından biri olan kıymetli babası Ali Öztaylan'ın, herkesin "Tatlıcı Ali" diye tanıdığı o güzel insanın yanına; Tekke Hacı Ali Rıza El Bezzaz Camii Kabristanı'na emanet etti.

Şimdi baba ile oğul yeniden buluştu.

Bu dünyada ayrılan yollar, ebediyet yurdunda yeniden kesişti.

Bir kez daha fark ettim ki...

Telefon rehberimizde kayıtlı isimler eksilmiyor sadece.

Hayatımızın direkleri eksiliyor.

Sığınılacak büyüklerimiz, akıl danışacağımız ağabeylerimiz, "Bir telefon açsam yeter." diyebildiğimiz insanlar birer birer göçüyor.

Ve bizi, giderek hoyratlaşan, kabalaşan, vefasını kaybeden, boş konuşanların çoğaldığı bu lümpen dünyanın tam ortasında bırakıyorlar.

Konuşacak çok şey var.

Söylenecek nice hatıra...

Paylaşılacak nice dostluk...

Ama merhum Tatlıcı Ali'nin o gönüllere dokunan sözleri bugün her şeyin yerine geçiyor:

"Dili yok kalbimin, bundan ne kadar bîzarım.
Gece gündüz ben ağlarım, gözyaşımı silen bilir."

Allah rahmet eylesin Cemal Aga...

Mekânın cennet, makamın âli olsun.

Kıymetli eşi Berrin Hanımefendi'ye, evlatları Ali Taylan, Mustafa Aysan ve Cansu kardeşlerime; ailesine, sevenlerine ve bütün dostlarına sabr-ı cemil diliyorum.

Geride güzel bir isim, sağlam bir duruş ve unutulmayacak bir vefa bıraktın.

Bugün seni uğurluyoruz.

Ama seni tanıyanların gönlünde "Delikanlı Cemal" olarak yaşamaya devam edeceksin.

Cemal Abi Ve Esi Veda

Cemal Alitaylan Aysan Oztaylan

Selametle...