Atatürk öldüğünde gazeteler hangi manşeti attı?

Türk halkının tartışmasız en acı günlerinden biridir 10 Kasım.Tam 80 yıldır süregelen ve hiç dinmeyen bir acıyı tarifler, her geçen yıl derin bir özlemi içinde barındırır bu hüzünlü sonbahar günü.

Atatürk öldüğünde gazeteler hangi manşeti attı?
HABERİN GALERİSİ
BALIKESİR NOSTALİJİ

BALIKESİR NOSTALİJİ

Atatürk'ünü nice 80 yıl geçse de dinmeyecek olan gözyaşları ile anacak olan Türk insanının; zaman geçtikçe Ata’sının devrimlerini, ilkelerini ve de en büyük eseri olan Cumhuriyeti daha da sahipleneceği gündür 10 Kasım.

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da 10 Kasım’da Atatürk’ü anarken gazetelerin büyük bir çoğunluğu Ulu Önder’in resimleri ve manşet ya da sürmanşetlerinde ona özlem dolu yazılar ile çıkacakken…

Bugünün 10 Kasım’ını bir kenara koyup, 10 Kasımların ilkini ve en hüzünlüsünü yaşayan ve Ulu Önder’in ölümüne tanıklık eden 17 milyon Türk insanın yaşadığı acıyı ve döktüğü gözyaşını anlamak, o gün neler yaşandığını daha iyi kavramak için, her zaman merak konusu olan 11 Kasım 1938 tarihli gazetelere bir göz atalım istedim.

İşte 11 Kasım 1938 tarihinde yayınlanan gazetelerin manşetleri:

Cumhuriyet: “Büyük milli matemimiz”

Ulus: “Kurtarıcını ve en büyük evladını kaybettin. Türk milleti sen sağ ol!”

Tan: “Babamızı kaybettik. Büyük şefimiz Atatürk dün sabah hayata gözlerini yumdu.”

Yeni Sabah: “Aziz Atatürk’ümüzü kaybettik.”

Kurun: “Türk milleti her zaman büyük kurtarıcısı Atatürk’ün izinde yürüyecektir.”

Bugün: “Atamızı kaybettik.”

Akşam: “Türk milleti! Kurtarıcını ve en büyük evladını kaybettin. Sen sağ ol!”

Manşetlerin yanı sıra, gazetelerin başyazı ve köşe yazılarında edebi yönü yüksek, duygu dolu yazıları okurken de hislenmemek elde değil.

Örneğin Cumhuriyet gazetesinde Yunus Nadi acısını belki de en güzel şu cümlesi ile anlatıyor: “İnsanın üstüne dağlar devrilse bilmiyoruz bu kadar sıkabilir ve ezebilir miydi?”

Akşam gazetesi yazarı Necmeddin Sadak ise bakın nasıl isyan ediyor: “Hiçbir felaket haberi bir memleketi bu kadar can evinden vurmamıştır. Hiçbir ölümde tabiat bu kadar kör, ecel bu derece insafsız olmamıştır.”

Yeni Sabah gazetesi yazarı Hüseyin Cahit Yalçın Mustafa Kemal ile ulusun bütünleşmesini şu sözleri ile dile getiriyor: “Atatürk ve millet aynı şeydi. İşte bu ahenktar anlaşmalarıdır ki tarihin en büyük mucizesi olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yarattı.”

Kurun gazetesi yazarı Hakkı Süha Gezgin Ata’nın sonsuzluğunu bakın nasıl yazıyor: “Vatan en büyük evladını kaybetmedi, onu sadece göğsünün derinliğine çekip aldı.”

Bugün gazetesi yazarı Ali Naci Karacan da Ulu Önder’in fikren ölümsüzlüğünü anlatıyor: “Kim Atatürk öldü diyebilir? Atatürk şu veya bu insan değildir ki ölebilsin. Atatürk bir milli mefhum idi ve bu derece bir millete mal olmuş bir milli mefhum ise ancak ebedi olabilir.”

Ulus başyazarı Falih Rıfkı Atay ise yazısında, yaşadığı acıyı okuyucusuna en derin şekilde hissettiren şu sözcüklere yer veriyor:

“Bırakınız, son kanlı damlasına kadar, gözyaşlarınızı onun yasında tüketiniz; Atatürk’ün ölümünü görmüş olanlar, bir daha kime ağlayacaksınız?”

“En mesut Türkler, Atatürk yaşarken ölmüş olanlardır. Ömrümüzün ve Türk tarihinin en acı yasını tutmak talihsizliği bize düştü.”

Kemal Ünal yazısında Mustafa Kemal’i yaşatmanın yollarını şu cümleleri ile tarif ediyor:

“Ölmeyen Mustafa Kemal, yarattığı milletin, yaptığı vatanın, her yerde haysiyetini yükselttiği insanlığın ta içinde ebediyen yaşayacaktır. Türk milletine, Türk vatanına ve bütün insanlığa hizmet edenler, Mustafa Kemal’in asil varlığını kendilerinde bulanlar olacaktır.”

Ulus’ta aynı zamanda Atatürk ile ilgili yabancı basında yer alan kimi yorumlara yer verilmiş. Bunlardan birinde gazeteci George Benneb Atatürk ile ilgili bir anısını anlatıyor:

“Kemal Atatürk’ün karakterinin bir cephesini göstermek itibariyle bir noktayı hatırlatmak isterim. Bize savaşlardan birini anlatıyordu. Birden bire durdu:

‘Görüyorsunuz ya’, dedi. ‘Birçok zaferler kazandım. Fakat bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum.’

 

Cesaret ve zekasından başka yüreği bu kadar alicenap olan bir şefin yurdu için mucizeler yaratmış olmasına şaşılabilir mi?”

Gazetede yer alan bir başka yazıda kaleme alınanlar şöyle:

Herkes birbirine neden ağladığını sormuyor. Kim kime başsağlığı dilesin? Yediden yetmişe kadar gören, duyan, anlayan; benliğinde minnet, vefa, şükran hissi yaşayan, insan adını alabilecek bütün dünya ıstırap içindedir. Hiç kimse gözyaşı dökeni teselli etmeyi düşünmüyor bile. Çünkü o da karşısındaki kadar teselliye muhtaçtır.”

Falih Rıfkı Atay’ın başyazısının sonunda dile getirdiklerini aynı duygu ve düşünce ile paylaşmamak olası değil:

“Onsuz… Fakat ona bin kere verdiğimiz bir tek namus sözü ile kaldık: ‘Eserini ve davanı korumak ve yükseltmek! Bizler için hayatın bir manası varsa, bu yemini yerine getirmek için yaşamaktır.

Atatürk, şimdiye kadar bilmeyenler, bu milletin seni ne kadar sevdiğini, senden sonra ismin ve eserin üzerine titrerken anlayacaktır.”

Daha nice yazılar…

Yediden yetmişe gözyaşlarına boğulmuş insanların ve ülkenin her yerinde yarıya indirilmiş bayrakların da yer aldığı; insanların Ata’ya duydukları büyük, çok büyük sevginin belgesi niteliğinde birçok fotoğraf…

Atatürk’ün hayatından kesitler ve yol gösterici sözleri…

Hepsi tarih karşısında yüklendiği sorumluluk ile yerini almış o günün gazetelerinde.

O günden bugüne 80 yıl geçti.  Ancak yüzyıllar da geçse saygı sevgi ve minnetle anılacak hep Atatürk..

Güncelleme Tarihi: 13 Kasım 2018, 18:58

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER

banner207

banner222

banner215

banner151

banner206

banner214