Yürürlükteki 12 Eylül Anayasası tam 24 kez değişti bugüne kadar.
Sivil anayasa söylemleri ise yine gündemde…
Bugüne kadar 24 kez değişen anayasanın artık sivil olmadığını söyleyebilmek mümkün müdür; bunca anayasa değişikliğini askerler mi yapmıştır siviller mi; o zaman halen “sivil anayasa” söylemi biraz çelişki arzetmiyor mu?
Ki, biz bu anayasayı layığıyla uygulayabiliyor muyuz; yoksa Anayasa’yı bir siyasiler, bir kurumlar, bir Meclis bile işine geldiği zaman görüyor, işine gelmediği zaman arkasından dolanmıyor mu?..
Hatırlatalım…
Anayasaların uzun uzun her şeyi yazmasına gerek yok.
Anayasa devletin temel kuruluşuna ilişkindir ve şimdiki anayasa metni bile uzundur.
Sorunlu mudur halen, evet sorunludur.
Lakin 24 kez değişiklikle bu sorunların hemen hemen hepsi giderilmez miydi, giderilemez miydi, elbette giderilirdi ama işin içine siyaset, popülizm; ortak payda değil tek yönlü düşünce biçimi egemen olunca ne yapsanız fayda değil.
Keza; işin uzmanı anayasa ve idare hukukçularına sorun, ilk diyecekleri bu anayasanın aslında anayasa değil “amayasa” olduğudur. Çünkü özgürlükler açısından bir eliyle verdiğini diğer eliyle alır çoğu maddesinde.
Peki nasıl bir anayasa?..
Nasıl bir anayasa olursa olsun o anayasa fiiliyatta uygulanan bir anayasa mı?..
Bugünkü fiili uygulamaların çoğuna bakıyorsunuz, fiili durumda pek çok uygulama anayasaya aykırı ve bu haliyle şimdiki anayasaya uygun davranılmış olması ihtimalinde dahi sorunların önemli bir kısmı ortadan kalkacak.
Nasıl bir anayasa?..
Anayasalar değişiyorsa toplumun menfaatine, özgürlükler lehine olmalı.
Çağın gerisinde kalmamalı, çerçeveyi çizmeli, bohça(torba) yasalara dönmemeli…
Peki bizde anayasa değişsin diyenlerin çoğunun derdi ne?
Başlangıç hükümleri…
İlk dört madde…
Gerisi derseniz… 
Kapsayıcılığı ve ortak akıl ürünü olmaktan uzak siyasi tandanslı girişimler.
Anayasa değişiklikleri deniyorsa; evrensel ve anayasa hukuku çerçevesinde temel hak ve özgürlüklerin sınırlarının mümkün olduğunca azaltıldığı yöne evrilmesi gerek bunların.
Zamanın, gelişimin ve hayatın gerisinde kalmaması gerek.
Peki yine hatırlayın, değişen yönetim sistemimiz nasıl gelmişti, önce fiilen eskiyi bıraktık, sonra üstüne anayasa değişti, bunu yapan da siviller değil mi?..
Misal AİHM kararlarının bağlayıcılığını iktidar getirmedi mi nihayetinde?
Anayasa Mahkemesi kararları herkesi bağlamıyor mu?
Peki yerel mahkemelerimiz Anayasa Mahkemesi’ne kafa tutar hale gelmişken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamayan ve böylece Anayasal kuralları da uygulamayan kim?
Daha birkaç gün önce bir siyasi parti lideri yine Anayasa Mahkemesi’ne ayar verme modunda konuşmadı mı?
Hal böyleyken…
Anayasa, bizi daha ileriye, daha çağdaşlığa, daha evrensel hukuk normlarına, daha çok özgürlüğe ulaştıracak mı; şimdiki hali bile uygulanmazken…
Gönül ister ki devletin temel çatısını oluşturan Anayasa bu özlemleri giderebilecek nitelikte olsun.
Ama daha geriye ve daha çok soruna yol açacaksa hiç dokunmayın daha iyi.
Devletin şekli, Cumhuriyetin temel nitelikleri, başkenti, milli marşı gibi ilk 3 maddeye kafayı takarsanız kimse samimiyetinize de, gerçek amacınızın “sivil” anayasa olduğuna da inanmaz…
O yüzden şu an Türkiye’nin önceliği anayasa değil ya.
Ekonomik alanda yaşanan olağanüstü sorunlar, mülteci yoğunluğunun getirdiği ve getireceği tarifsiz demografik sorunlar, eğitim, çevre gibi alanlarla beraber israf ve liyakatsizlik gibi ülkenin yaşam ışığını alan nice öncelikli sorun varken…
Anayasa değişikliği mi çözecek bunları?..
Kaldı ki ne kadar mükemmel bir anayasa yaparsanız yapın uygulamada kağıt üstünde kalıyorsa ve yürürlükteki anayasanın uygulanmasını bile bugün arar hale gelmişken..
Önceliklerimizi önce bir sıralamamız ve fiili sorunları çözmemiz ve görmemiz gerek.
Asıl sorun anayasada değil çünkü.