Biz millet olarak düşünen insandan hoşlanmıyoruz. Birileri düşünüyor ve de bunu sözlerle ifade ediyorsa bizim için tehlike arz ediyor demektir. Hâlbuki bizleri hayvanlardan ayıran yönümüz düşünüyor olmamız; öyle değil mi? Daha küçüklükte aile içinde başlar bu karmaşık durum. “ Sus sen ne bilirsin ya da sus bakayım büyüklerin yanında konuşulur mu” diyerek daha küçüklükte susturulmaya başlanıyoruz. Yasaklar daha küçüklükte başlıyor. Büyüklerin dediğini yapmadığınızda cezalarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Dediğim gibi biz millet olarak düşünen insanı sevmiyoruz. Bir yerde herkesten farklı bir ses çıktı mı hemen yok etme, susturma çabasına giriyoruz. Birileri bir oluşum, yenilik peşindeyseler hemen önlerini kapatmaya çalışıyoruz. Ne acayibiz! Yıkma gayreti kadar yapma çabası olsa, ya da bir şeyleri beraber başarma istediği ve azmi taşısalar her şey daha farklı olabilir.   
Muhalefet Karmaşası
Tek tip insan, tek tip siyaset, bir pencere, muhalefet etme… Tek tip insan görmek isteyen, tek tip seçmen, belki istikrar için tek parti isteyenler. Olması gerekenler, olanlar, mevcut duruma isyan edenler, edemeyenler. Yandaş olanlar, muhalif olanlar… Mutlu olanlar, olamayanlar, seçime kalmış sayılı günler yaşasın gürültü bitecek diyenler… Ekmeğinin derdinde olanlar, güvenenler- güvenemeyenler. Kendisini tarafsız sananlar- tarafsız olanlar, midesi geniş olanlar, olmayanlar. Bindik bir alamete gidiyoruz bilmem nereye. 
***********************************************************
DÜŞÜNME MOLASI ( BÜYÜKLERE MASALLAR)
***********************************************************
Bir zamanlar yoksul mu yoksul bir nine yaşardı…
Miskin bir kedisi vardı.
Kendisi yemek için doğru dürüst bir şey bulamayan nine, kedisine artıklarını veriyordu. Ciğer, et, ekmek, işkembe gibi yiyecekleri kedi rüyasında bile göremezdi yoksa.
. Bazen bir fare yakalıyor, kendisini şanslı görüyordu.
Günler böyle geçip giderken… Bizim Miskin Kedi, iyice zayıflamış, çelimsizleşmişti. Birgün evin damına çıktı. Baktı, orada, iri yapılı, semiz mi semiz bir kedi vardı. Doğrusu onu kendisinin yanında bir kaplan gibi gördü. Zayif kedi, hayıflandı,”Niçin ben böyle güçsüz, bakımsızım, sen böyle şişman, semizsin?” diye…
Semiz Kedi:
- Sen de her gün Padişah’ın sarayında bulunursan türlü türlü yemekler yersin, benim gibi olursun, dedi.
. Güçsüz Kedi’nin aklına yattı bu.
Her gün miskin miskin oturuyordu. Yoksul ninenin evinde ne vardı ki… Ne yiyecek, ne içecek…
Semiz Kediye,
. - Ne zaman gidersen haber ver birlikte gidelim, dedi.
Semiz Kedi bunu kabul etti.
Güçsüz Kedi, akşam olduğunda durumu nineye anlattı. Nine,
- Vah vah, dedi, çok üzüldüm. Hırs insana zarar verir, şimdi sen bunu düşünemiyorsun.
Kedi nineye gülüp geçti.
Ertesi gün yiyeceği türlü türlü yiyecekleri düşünüyordu.
Sabah oldu. Semiz Kedi, pencereden, “miyav. miyaaav!” diye seslendi, Zayıf Kedi de çıktı, birlikte saraya gittiler.
Fakat sarayda durum hiç de tekin değildi. Padişah yüzlerce kedinin miyavlamasından bıkmış usanmıştı. Adamlarına,”Bundan sonra gelecek yabancı kedileri öldürün,” diye emir vermişti.
Bunun için özel olarak okçular hazırlatılmıştı.
Semiz Kediyle, ninenin kedisi iştahla yemek artıklarına saldırdılar.
Bunun üzerine okçular harekete geçti.
Bizim zavallı kedi, tam midesinden bir ok yedi. Acı acı bağırarak oracıkta ölü verdi.
. Anne Çaylak, bu hikâyeyi Şahin ‘e anlattıktan sonra:
- Bu hikâye sana ders alasın, diye anlattım. Sen de elindekiyle yetinmezsen sonun ninenin kedisi gibi olur.
Şahin Yavrusu, Anne Çaylağın anlattığı hikâyeyi ilgiyle dinledi. Çaylak, kendisini çok seviyordu. Şefkatliydi. Üzerine titriyordu. Hikâye de anlatılanları kendisini sevdiği için örnek olarak vermişti. Fakat Şahin Yavrusu, her şeye karşın kalmak niyetinde değildi.
- Mutluluk, sadece yiyip içmek değildir. Gerçek mutluluk erişilmesi güç şeyleri elde etmekle olur.
. Şahin Yavrusu, Çaylağa bu sözlerin ardından bir öykü daha anlatmaya başladı.
 
KİM DEMİŞ MASALLAR ÇOCUKLAR İÇİN DİYE… MASALLAR DERS ALMASINI BİLEN HERKESE…
 
GÜNÜN SÖZÜ: Çok kazanmak isteyen kaybeder La Fontaine