Gazeteciliğin itibarının sorgulandığı bir dönemde, asıl sorulması gereken sorunun yönü farklı. “Gazeteci kaç para aldı?” değil, “Bu paralar neden veriliyor?” sorgulamasını yapmak gerekiyor. Kalemin özgürlüğü ile maddi çıkar arasındaki çizginin bulanıklaştığı günümüzde, hakikat peşindeki kalemler susarsa, gerçekler susar, doğrular gölgelenir ve şehirler karanlıkta kalır.. Nasıl mı diyorsan, anlatayım...

Son dönemde sıkça karşılaştığım şöyle bir durum var.

Gazetecilerin yaptığı hemen her haberin altına şuna benzer yorumlar düşülüyor:

Kaç para aldın?”

Bu haberin faturası ne kadar?”

"Para alamadığın için karalıyorsunuz dimi?"

"Mamanız mı kesildi?"

.......... vb. daha niceleri...

İnsan gördükçe üzülüyor. Hatta çoğu zaman öfkesini bastırmakta zorlanıyor.

Eminim ki meslektaşlarım da aynı duyguları yaşıyor.

Ancak tüm kızgınlığıma rağmen, bu sorgulamaların tamamen haksız olduğunu da söyleyemem.

Çünkü bu, sadece bugünün meselesi değil.

Dün de vardı…

Ama son 7-8 yılda adeta zirve yaptı.

Gazeteci ile şarlatanın birbirine karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Bunun en büyük sebeplerinden biri de ne yazık ki yerel yönetimlerin tutumu.

Sağcısı, solcusu fark etmeksizin birçok belediye, gazeteciliği desteklemek yerine yönlendirmeyi, beslemeyi ve kontrol etmeyi tercih etti.

Üstelik bir de çıkıp “En çok gazeteciye biz ödeme yapıyoruz. Türkiye’nin bir numarasıyız” benzeri övünülmesi yok mu…

İşte asıl yara burada derinleşiyor.

Bu yaklaşım, mesleğin itibarını zedeledi.

Öyle ki bugün dürüst, ilkeli ve bağımsız çalışan gazetecilere bile şüpheyle bakılıyor:

Acaba bu haber de parayla mı yapıldı?

Oysa sorulması gereken soru yanlış kişilere yöneltiliyor.

Bu haber kaç para?” diye gazeteciye sorulacağına;

Bu parayı neden veriyorsunuz?” diye yerel yöneticilere, iş dünyasına ve sivil toplum kuruluşlarına sorulmalı.

Eğer ortada bir ödeme varsa, asıl sorgulanması gereken budur.

Şeffaflık, yalnızca gazeteciden değil; güç ve kaynak sahiplerinden de beklenmelidir.

Öte yandan bir gerçeği de görmezden gelemeyiz.

Yayın kuruluşları birer ticari işletmedir. Gazeteciler de robot değildir. Verdikleri emeğin bir karşılığı olması kadar doğal bir şey yoktur. Elbette ki yapılan haberin ve yorumun doğruluğuna gölge düşürmeden, helal çizgiden sapmadan kazanılan her gelir meşrudur.

Tam da bu noktada sorumluluk yalnızca gazetecilere yüklenemez.

Başta yerel yönetimler olmak üzere, şehrin tüm dinamiklerinin; hak ve hakikat peşinde koşan, dürüst ve ilkeli gazetecilere sahip çıkması bir tercih değil, zorunluluktur.

Unutulmamalıdır ki…

Gazeteciler kalemlerini özgürlük yerine maddi çıkarlara teslim ettiğinde, sadece meslek değil; şehirler de kaybeder.

Gerçekler susar, doğrular gölgelenir ve şehirler karanlıkta yönünü aramaya başlar.

Selametle.