Türkiye, iletişim ve haber alma özgürlüğünün en temel altyapılarından birini hızla kaybediyor.
Bu kayıp, sıradan bir sektör daralması değil; doğrudan bir milli egemenlik meselesidir.

2025 yılı verileri acı gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor:
Türkiye’deki toplam reklam harcamalarının %70–75’i yabancı dijital platformlara (Meta, Google, TikTok, X vb.) gidiyor. Yaklaşık 200 milyar TL’lik dev bir kaynak, neredeyse sıfır yatırım ve sıfır istihdam katkısıyla ülke dışına akıyor.

Geriye kalan %25–30’luk pay ise ulusal televizyonlar, gazeteler, haber siteleri, radyolar ve yerel medya arasında bölüşülüyor.

Ama bu oran bile yanıltıcı. Çünkü o payın önemli bir bölümü de artık televizyonların YouTube kanallarına, Instagram ve X hesaplarına kaymış durumda.

Gerçek anlamda “yerli ve milli” medya, çok daha küçük bir pastayla ayakta kalmaya çalışıyor.

ÇÖKÜŞÜN FOTOĞRAFI

Bugün geldiğimiz noktada tablo nettir:

  • Birçok haber kanalı zararına yayın yapıyor.
  • Gazeteler ya küçülüyor, ya tiraj açıklamıyor ya da kapanma eşiğinde.
  • Bağımsız dijital haber siteleri, bir gecede değişen algoritmalarla trafiğinin ve gelirinin büyük kısmını kaybediyor.
  • Yerel gazeteler, radyolar ve televizyonlar zaten yıllardır ayakta kalma mücadelesi veriyordu; şimdi yalnızca varlıklarını sürdürmeye çalışıyor.
  • Uluslararası kanallar dahi Türkiye pazarından çekiliyor.
  • Birçok medya kuruluşu küçülme, el değiştirme, kapanma tehdidi altında.

Bu tabloyu sadece “ekonomik kriz” ya da “reklam pastasının küçülmesi” ile açıklamak büyük bir yanılgıdır.
Pasta küçülmedi, yer değiştirdi.

Bugün gündemi, haber akışını ve kamuoyunu şekillendirme gücü; birkaç yabancı şirketin algoritmalarına teslim edilmiştir.

Bu platformlar:

  • Hangi içeriğin öne çıkacağına, hangisinin gömüleceğine kendileri karar veriyor.
  • Vergi yükümlülüklerini asgari seviyede tutabiliyor.
  • Elde ettikleri geliri neredeyse tamamen yurt dışına aktarıyor.
  • Manipülasyona, dezenformasyona ve organize trol ağlarına açık bir alan sunuyor.
  • Kara para, yasa dışı bahis ve dolandırıcılık gibi illegal faaliyetlerin en verimli mecrası haline geliyor.

EN AĞIR BEDEL GAZETECİLİK

Mesleğini hakkıyla yapmaya çalışan gazeteciler ya işsiz kalıyor ya da bu platformlara bağımlı “içerik üreticisi” statüsüne düşüyor.

Editöryal bağımsızlık, yerini etkileşim kaygısına; doğruluk ise viral olma hırsına bırakıyor.

Artık haber değil, “etkileşim” üretiliyor.

Oysa ulusal medya sisteminin çöküşü, yalnızca birkaç kurumun kapanması değildir.

Bu, bir ülkenin kendi insanına, kendi diliyle, kendi değerleriyle ve kendi güvenlik hassasiyetleriyle haber ulaştırma kapasitesini kaybetmesi demektir.

Bu yüzden mesele artık siyasi bir tercih değildir.

Bu bir egemenlik meselesidir.

FAZİLET ADALARI ÇÖKÜYOR

Atatürk’ün “Anadolu’nun fazilet adaları” olarak tanımladığı yerel basında durum daha da vahimdir.

Bölgesinin sesi, gözü ve kulağı olan gazeteler birer birer kapanıyor.

Yerel televizyonlar, radyolar ve haber siteleri adeta yaşam savaşı veriyor.

Yerel yönetimlerin bir kısmı ise gerçek basını yaşatmak yerine, kendi “besleme basın” ağını kurma derdinde.

Kamu kaynakları adil ve şeffaf biçimde dağıtılmıyor.

Yerel basın yok olursa, geriye yalnızca fonlanan ve yönlendirilen yapılar kalır.

Böyle bir medyanın kime hizmet ettiği ise günümüz örnekleriyle ortadadır.

Oysa bu ülkenin yerli ve milli medyası;
milli mücadelede,
15 Temmuz darbe girişiminin püskürtülmesinde,
milletin yanında dimdik durarak tarih yazmıştır
.

Çözüm mümkündür

Acilen:

  • Dijital platformlardan elde edilen reklam gelirlerinin bir bölümünü yerli medyaya aktaracak adil bir pay ve vergi sistemi,
  • Basın özgürlüğünü zedelemeden dezenformasyonla mücadele eden yeni bir dijital iletişim düzeni,
  • Yerel ve ulusal medyaya nefes aldıracak teşvikler ve kamu reklamlarında adalet,
  • Gazetecilerin sosyal medyaya mahkûm olmadan mesleklerini sürdürebileceği yapısal destek modelleri hayata geçirilmelidir.

Ayrıca, çağın şartlarına uygun yeni bir basın ve meslek yasası artık kaçınılmazdır.

Aksi halde birkaç yıl içinde, Türkiye’nin kendi haberini kendi ürettiği, kendi gündemini kendi belirlediği bir iletişim düzeninden eser kalmayacaktır.

O gün “haber” yine olacak.
Ama kimin haberi olduğu çok tartışmalı hale gelecektir.

Bu sadece medya sektörünün değil, bir milletin egemenlik meselesidir.
Ve egemenlik, bedel ödemeden korunmaz.

Selametle...