Ne kadar çabuk unutulacağını bilseydin, Allah’tan başka kimseyi razı etmeye çalışmazdın.”

Bu cümle, hayatın ve özellikle siyasetin en yalın hakikatidir.

Kimler gelip geçti şu yaşlı dünyadan…
Bastığı yeri titreten hükümdarlar, bileği bükülmez yiğitler, korkusuz kahramanlar, servet içinde yüzen zenginler, görenlerin başını döndüren güzellikler…

Bugün ya unutuldular ya da tarihin bir dipnotu olarak anılıyorlar.

O yüzden bugünkü hâlinizle çok da mağrur olmayın.

Çünkü makam insanı yüceltmez; insanı sınar.

Bir yöneticinin en büyük yoksulluğu, halkının nefretidir. Korkuyla hükmetmek güç değildir; aksine bir zayıflıktır. Kalıcı olan, sevgiyle ve adaletle hükmedebilmektir. Tarih, korkulanları değil; saygı duyulanları yazar.



İnsanın hayattaki en kıymetli dostu, kusurunu yüzüne söyleyebilen dostudur.

Makamından çekinmeden seni uyaran kişidir.

Ne var ki bu insanlar çoğu zaman “istenmeyen” olur.

Bunu çok yaşadım.

Birçok yol arkadaşımı, dostumu uyardım; yanlış yaptıklarını söyledim. Sonra kötü olan ben oldum.

Onlar yollarına devam etti, yola çıktıklarını yolda bulduklarıyla değiştirdiler.

Son hep hüsran oldu.

Pişmanlıklar geldi ama fayda etmedi.

Kaybeden sadece kendileri olmadı; şehir de kaybetti.



Bir de anlamakta zorlandığım şu var: Siyasette belli bir makama gelen ve bürokrat koltuklarına oturtulan bazı insanlar, daha üç beş ay içinde inanılmaz bir değişim yaşıyor.

Sanki o koltuk büyülü bir mertebe…

Yıllardır tanıdığınızı sandığınız dost, bambaşka bir kişiliğe bürünüyor.

Dün aynı yolda yürüdüklerin, koltuk uğruna pusulasını kaybedince bugün yüzü kızarmadan “Sen bizden değilsin” diyebilecek kadar küçülebiliyor.

Abi” dediklerini tanımaz oluyorlar.

Dostu geçtim; bir süre sonra kardeşlerini, analarını, bacılarını bile görmez hâle geliyorlar.

Kılık kıyafetten arabaya, rezidanstan üsluba kadar her şey değişiyor.



Oysa eskiden de siyasetçiler, başkanlar, bürokratlar, belediye meclis üyeleri vardı.

Ama görev süreleri boyunca yaşam tarzları bu kadar gözle görülür biçimde değişmezdi.

Altlarındaki araba lüks segment olmaz, oturdukları ev bir anda “akıllı”ya dönüşmezdi.

Ne diyordu bir deneyimli bir siyasetçi kardeşimiz; "ahirette imanın, belediyede imarın bozuksa, iman seni, imar herkesi yakar.."

Durum, vaziyet, hal biraz da böyle.

O sebeple imanı bozuk olan arsızlaştı.

Seviyenin düştüğünü gören alttakiler de “madem bunlar yapıyor, ben de yaparım” diyerek aynaya bakmadan, kilosunu tartmadan sahneye çıkmaya başladı.

Ne hazindir ki günümüz sahnesinde bunlardan çok var.

Nasıl ayıklanır, nasıl temizlenir; doğrusu kestiremiyorum.

Oysa nice siyasetçiler tanıdım.

Damdan konar gibi bir yerlere gelmemişlerdi.

Tırnaklarında hâlâ toprak vardı.



Balıkesir siyasetinin son 50 yılını bilenlerdenim.

Neler gördüm, neler…

Kimler gelip geçti; hangisini anlatayım şimdi size...

Ama değişmeyen tek gerçek şu;

Mevki, makam, koltuk… Hepsi gelip geçici. Hepsi birer emanet. Önemli olan, o koltuktan kalktığında eline ve kalbine ne bulaştırmadığındır.



O vakit;
Eli temiz kalanlara, nefsine yenik düşüp vicdanını öldürmeyenlere, ruhuyla yaşayanlara selam olsun...

09 Ocak Balıkesir